Lilypie First Birthday Şeritler

3 Eylül 2010 Cuma

Diş mi?

Defneciğimin ön değil ama alt çenede köpek dişleri mi çıkıyor, amanınn! Sanki iki tarafta da beyazlık görür gibi oldum. Umarım sıkıntı vermez minnoşuma!


2 Eylül 2010 Perşembe

Deneyimli Anneler Size Sesleniyorum: Elma mı, kabak mı?

Aslında 6. aydan sonra başlayacaktım ama karar değiştirdim. Erken başlarsam Defneciğin reddetme gibi bir lüksü olamayacak. Çünkü henüz pek farkında değil zira ne versek ağzına götürüyor minnoş; çok komik, çok tatlı! Ben de katı gıdalara geçmeye karar verdim ama kararsızlığımdan başlayamadım. Şimdi deneyimli annelerin görüşlerine ihtiyacım var. Bir kısım doktor, sonradan sebzeyi yemeyebilirler diye bebeklere önce meyve verilmemesi gerektiğini söylüyor. Ama çoğu kişi de önce elmayla başlamıştır herhalde. İşte merak ettiğim nokta önce elmayla başlayanların bebelerinin sonradan sebzeyle münasebetleri ne oldu?

31 Ağustos 2010 Salı

Defnecik tatilde neler yaptı?

Gecikmiş bir yazı, biliyorum ancak yazabildim. Defnecik ilk uçak yolculuğunu yapmak suretiyle babannesinin yazlığına uçtu. Uçakta onu sakinleştirmeye çalışırken, ki hiç huysuzluk yapmadı minnoşum benim, kendimi unuttum ve hiç heyecanlanmadım, Bülo'nun dediğine göre kaptan pilot zart diye kalkış yapmış. :)) Ben o sırada Defneciğimin kulaklarında rahatsızlık olmasın diye onu emziriyordum. Moor sesiyle de kendinden geçip memede uyudu minnoş. Gayet rahat bir yolculuk oldu, sadece inişte emzik verelim dedik ama o pek etkili olmadı birazcık ağladı, o kadar da olur.

Dikili çook sıcak ve nemliydi. Deniz bile hamam suyu gibiydi. Minnoşu kol altına kadar suya soktuk, sanki banyodaki gibiydi, sadece su soğuksa derin derin nefes aldı onun dışında gayet sakindi piticik. Little Swimmers'ını giydirdik birkaç kez suya soktuk onu.

Aaa bu arada pembe şapkasını 1 gece kaldığımız Kalem Adasındaki Oliviera Resort'ta unuttuk, çok üzüldüm! :(

Bademli yolunda gittiğimiz Fame Beach'ten dönerken tabelalarda görüp burası da neresiymiş acep dediğimiz Oliviera Resort'ta akşam yemeği yedik, günübirlik kalınan otelde bir gece kalmaya karar verdik ve iki gün sonrası için rezervasyon yaptırdık. Kalem Adasına motorlu bir kayıkla geçtik. Çok keyifliydi. Gerçi mesafe 450 metre kadar olduğundan kısa sürdü, ama pek güzeldi.

Böylelikle minnoş kara, demir (Yüksek Hızlı Trenle günübirlik Eskişehir gezisi) ve hava yolundan sonra deniz yoluyla da yolculuk etmiş bulunmakta! :)

Yazlıktayken daha da bir serpildi, farklı sesler çıkarmaya başladı. Bunun dışında pek bir değişiklik olmadı. Zaten yazlıkta da pek bir tatil havasında olmadık. Kalem Adası hariç.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

4. ayı geride bırakalı çok oldu!

Blogu ihmal ettim, farkındayım. Ancak hem zaman bulamadım hem de tatil fotoğraflarını diğer bilgisayardan aktarmadan yazmayayım dedim ama tembellikten onu da ertelerim bir süre. İyisi mi tatil fotolarını sonra ekleyeyim. Minnoş Defnecik büyüdükçe huysuzlaşmaya başladı. Artık hareket edebildiğini de fark ettikçe kucakta kendini atmacalar, anakucağında göbek fırlatmacalar, yerde, yatakta yuvarlanmacalar ve geri dönememeceler bu yüzden sinirden ağlamacalar... :) E be güzel kızım madem sinirlenip ağlayacaksın niye dönmek için can hıraş uğraşırsın! Çocuk işte! Zaten çocuklar değil midir ki uykuş gelmişken, uyumak varken zır zır ağlarlar. Şeker böcükler yaa!

Minnoş Defneciğim uykusu varken meme emmeyi de reddediyor ve sinirsel hareketlere başlıyor, tabii ben de süt mü azaldı, neden emmiyor tribine başlıyorum; kısır döngü durumundayız.

5. ayımızı sürerken yüz üstü uyumayı ve kendi kendine dönmeyi de öğrendi.

Daha farklı sesler çıkarıyor, artık sessiz harfleri daha fazla kullanıyor; gülücükler, kıkırdamalar, oyundan anlamalar... Zaman geçtikçe birlikte daha keyifli ve dolu dolu vakit geçiriyoruz.

Deviti bıraktık şimdi A, C, D vitamininin tadına doyamıyor. Demiri çok keyifle almıyor ama itiraz da etmiyor, maşallah! Demir fenol çok kötü kokuyor, kakanın rengini kahverengiye döndürüyor, lekesi fena oluyor.
Doktorumuz ek gıdaya başlamamızı önerdi, hatta neler yedirebileceğimizi ilk üç haftaya göre verdi ama biz 6. aydan sonra başlayalım dedik, umarım doğru dedik! Sütüm artsın diye yaz helvası yiyorum, tahin bol süt yapsın diye. Hâlâ 58 kiloyum veya küsurlu. Spora bir iki kere gittim ama henüz bir düzene oturtamadım, Meloş'a (babannee) bırakabilirsem düzenli gideceğim, zira yumoş yumoş bir göbekle dolaşmak istemiyorum.

27 Temmuz 2010 Salı

Küçük bebeklere su versek de mi ferahlatsak, su vermesek de mi nasıl ferahlatsak!

Nurturia'da gezinirken okuduğum yorumlardan birinde üyelerden birinin çocuk doktoru bir arkadaşı bu sene tıp kongrelerinde 0-6 ay arası bebeklerde böbrek taşı vakalarının arttığının, bunun da su verilmemesinden kaynaklanabileceğinin konuşulduğunu söylemiş. Bazı çocuk doktorları su önermeye başlamış.
Eee n'oldu şimdi? Eskiye döndük mü bak! Büyüklerimiz "susamıştır çocuk su ver az" dediklerinde bilmişlik yapıp "Aaa yooo, su verilmemeliymiş bebeklere, doktorlar öyle söylüyor." diyoruz. Bak işte yine ne varsa eskilerde var. Zaten biz nasıl büyüdük allasen! Sanırım annelere kulak vermek gerek. Doktorlar da yeni yeni bilgiler ortaya atıyor. Tabii her konuda değil ama bazı konularda da her söylenene inanmamak gerek diye düşünüyorum.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Defneciğim Eskişehir'de...

Ayşecik serisi gibi sürekli gezip tozuyor benim fındık kızım yahuu! Önce İstanbul sonra İzmit, şimdi de Eskişehir'i fethettik minnoşumla. YHT ile gittik geldik pazar günü Osi'lerle. Özellikle "çibörek" yemek için gittiğimiz kentte ne faytona bindik ne gondola bindik! :)P Oturduğumuz hiçbir cafe-restaurantı beğenmedik, yediklerimizden memnun kalmadık! :( Porsuk kenarında keyifle oturmadık! Yani planladığımız hiçbir şeyi yapmadık. Valla Defne yüzünden değil, minnoş kızım hiç sıkıntı çıkarmadı yine bize maşallah ama biz kendi uyuzluğumuzdan başarısız bir gezi tecrübesi yaşadık.

Bir şeyler içmek için öğlen sıcağında soluklanmak için "Odun Pazarı"nda oturduğumuz minik bir çay evinde fındık kızımla koklaştık durduk.

"Biz 'çibörek' yemeye geldik nerede yenir acep?" deyince çayevindeki bayanın önerdiği Kırım Tatar Derneğinde çibörek yemeye gittik. Hepimiz birer porsiyon istedik, herkese beşer adet çibörek gelince nasıl bitiririz derdine düştük ve tabakları bir anda görev edinmiş gibi boşalttık valla! :)))
A bu arada biz yok çibörekçi yok porsuk morsuk diye bir esnafa sorularımızı yönelttiğimizde adam açık ve net olarak "ne var ki burada, niye geldiniz!" demesin mi!

Defnecik güzellik uykusundan uyandığı ve onu beslemekte geciktiğim için bu yazıyı burada noktalıyorum.

Defnecik 3 Aylık Olduuu!

Minnoşum 3 ayını geride bıraktı çok şükür. Zaman hızla akıp giderken benim fındık kızım da günden güne fark edilir bir şekilde büyüyor, gelişiyor şükür. Artık tepkileri, gülüşleri daha bir belirgin, daha bir anlamlı. Blog dünyasındaki anneler "Kısa kısa..." başlığıyla not düşüyorlar bebekleri hakkında; e biz de geri kalmayalım diii mi ama! :)
Benim fındık kızım memeyi gördüğü anda anlıyor ve yüzünde güller açıyor, hüp diye yakalayıveriyor, arada emerken gülüyor keyif aldığını belli edercesine. En çok da altı açılınca seviniyor, hatta sevinçten yerinde duramıyor, ayaklarıyla pedal çeviriyor sanki, bıraksak kalkıp gidecek minnoşum. Ha bir de pamuk kızımın yanaklarına ve çenesine yumuşak dokunuşlarla öpücük kondurduğumda bayılıyor ve kibar kibar "agıuuu" diyor ve mest oluyor. Tabii ben ondan daha fazla mest oluyorum bu duruma.