30 Mart 2010 Salı

Şebnem Ferah'tan "Yalnız"

Bu kadına bayılıyorum. Şarkı sözleri, sesi de mükemmel! Offf!

Tüm eski yazılarıma dair...

Yahu bu arada eski yazılarımı okudum da pek keyifli! Şiddetle okunmasını öneririm! :)P
Özellikle "Tarih 13 Ağustos 2009 Perşembe" başlıklı yazımı okurken her seferinde çok eğleniyorum. A bir de "Bakü Yolları Taştan" başlıklı yazım da favorilerim arasında. Okuyun okuyun da insan olun, heyvan olmayın, medeniyetiniz olsun! :)))) Aaaay çok komik!

Doğum yapacaklar için "Benim hastane çantam" da önerilir.

Şu anki tipimi merak edenler "35 hafta 6 günlük gebe hâli"nden meraklarını giderebilir.

Matruşka başlıklı yazıma dair...

22 Temmuz 2009'da yazmış olduğum "Matruşka" başlıklı yazım özellikle şu günlerde çok ilginç geldi bana. Hissiyatım kuvvetli mi ne? Şaşırdım! :)

hazırlıklar son sürat!

Nihayet dün akşam üzeri bebiş oda takımı geldi. Biraz odunsu, sandığımsı şeyler mi almışız nedir yahu! :) Zaten odanın boyası da istediğimiz gibi olmadı ya, amaaaan canıııımmm olsun boşveeerr! Böyle deneme yanılma yoluyla anca oluyor. Keşke odayı eşyaları internet ortamında canlandırma yoluyla hazırlamaya yönelik programlar olsa! Yoksa vardı da biz mi bilemedik! Tüh tüüühh, vah vaaahh! Hay Allah!

Kendi çantamdan sonra bebeğin çantasını da hazırlamış bulunmaktayım. Tekstil yönünden hazırız yani. Hazırlıksız yakalanmamak gerek. Şimdi Defnecik "merhabaaa" demeye ne zaman hazır hissederse o zaman panik ve de telaşla hastane yolunu tutacağız. Ay çok heyecanlı yahu! Umarım sancılara dayanamayıp "Vazgeçtim, sezaryen olsun!" demem. Gerçi o zamana kadar çektiğim sancı boşa gitmesin diye dayanmalıyım sanırım. Haydi hayırlısı!

29 Mart 2010 Pazartesi

CİCİKOM İÇİN YULAFLI KURABİK TARİFİ

Fotoğrafı ileride ekleyeyim bari! :)

300 gram yulaf gevreği (Eti Yulaf Gevreği zaten bu miktardaymış.)
1 su bardağı Hindistan cevizi
1 çay bardağı şeker
1 yumurta
1 kabartma tozu
1,5 çay bardağı eritilip ılıtılmış tereyağı (istersen sıvı yağ da koyabilirsin ama tereyağı lezzet verir.)
3-4 yemek kaşığı un

Hepücüğünü karıştır. 170° fırında 20-25 dakika pişir.

İstersen içine şeker yerine küçük küçük doğranmış kayısı, ceviz de koyabilirsin.

Afiyet bal şeker olsun!

26 Mart 2010 Cuma

36. hafta

Bu haftayla birlikte doğuma iyiden iyiye yaklaşıyoruz. Telaşlı, heyecanlı biri olmama rağmen şimdilik bi heyecan ya da korku yok. Sadece işler yolunda yürüyecek mi diye meraklıyım, bir de bebişi merak ediyorum nasıl diye. İnşallah sağlıkla doğar. Ben de henüz Braxton-Hicks denen yalancı doğum kasılmaları olmadı. Doğanın bir lütfu imiş gebelere doğumdaki kasılmaların, ağrının nasıl bir şey olacağına dair. Ama deneyimleyen arkadaşlar olmasın daha iyi diyor.

Bakalım nasıl başlayacak doğum eylemi. İlk olarak bebeği enfeksiyonlardan koruyan kanlı akıntı şeklinde mukus mu atılacak ki halk arasında "nişan gelmesi" olarak biliniyormuş. Doğumdan 1-2 gün önce gelebileceği gibi bir hafta öncesinde de olabilirmiş. Yoksa süresi, şiddeti ve sıklığı düzenli olan kasılmalarla mı başlayacak, bilemiyorum. Doğumu asıl başlatan ise amniyotik sıvının boşalmasıymış. Bu sürekli ve birden olabileceği gibi idrar ya da akıntıyla da karıştırılabilecek miktarda da olabilirmiş. Amniyotik sıvının boşalmasıyla birlikte bebeğin gelmesi de çok yakınmış, bu nedenle en kısa zamanda doktorla iletişime geçmek hatta hastane yolunu tutmak gerekmiş. Bakalım benimkinde olay nasıl gelişecek! Korku yok ama belirsizlik biraz ne yapacağım dedirtiyor ne yapacağımı defalarca okusam da.

Bugün yine biraz yoruldum, giysileri yıka, kışlıkların bir kısmını kaldır vs. derken Defnecik de içeriden beni dürtüp durdu, yoruldun artık yeter dercesine. :)


25 Mart 2010 Perşembe

35. hafta 6 günlük gebe hâli

Yarın 36. haftaya giriyorum. Aslında kimileri 36. haftanı dolduruyorsun diyor aman pek karışık oluyor bu hafta hesapları. 36. haftayla ilgili gelişmeleri yarın yazarım.

23 Mart 2010 Salı

temizlik işleri

Bebişin odasını boyattık biraz geç de olsa. Ama ev alçı tozundan battı. Pembe'ye acilen ihtiyacım vardı ama alçak Pembe beni yarı yolda bıraktı. Yarın gelecekti yarım gün de olsa, ama çok yorulur diye eşi istememiş. Neyse Fatma Hanım gelecek, hemen hâllettim. Tabii ben yine durur muyum eve gelince bugün tüm evin yerlerini sildim, salondaki masa, konsol, tv'lik, sehpanın tozunu aldım. Umarım gece doğurmam. Hani birden evi tepeden tırnağa temizleme, boya badana işine girişme sonrasında zart diye doğurma hikâyeleri vardır ya. Haydi hayırlısı!

Gebe Buluşması


Blogcu Anne doğurmuş! Çok heyecan verici. Çünkü 35 h. 3 g. hamileydi. Bense 35 h. 4 g. hamileyim. Bakalım doğum macerası nasıl geçti. Çok merak ediyorum. Darısı başıma! Artık gün sayıyorum.

Bugün yogadan Berna, Çiğdem ve Ervin'le Nish'te kahvaltı yaptık, ama ne kahvaltı 10.30 gibi buluştuk öğleden sonra 15.30'a kadar birlikteydik. Pek keyifli bir gün oldu. Sadece ben ve Çiğdem biraz fazlaca güneşe maruz kaldık. Şu an yüzümün sağ yanı, sağ kolum ve bileğim hafif yanıyor. Göğsüm ciğer gibi oldu. Çok kötü bir görüntü oldu. :(
Olsun yine de bu bahar mevsimine bayılıyorum!

22 Mart 2010 Pazartesi

Hastane çantamız!

Blogcu Anne'nin çantası pek bi ferah geldi, ben biraz abarttım mı acaba, diye düşünüyorum. Hem internetten hem dergilerden hem de başucu kitabımdan derlediklerime göre benim hastane çantam şöyle olmakta:

3 adet gecelik (Biri Meloş'la Dagi'den aldığımız pelerinvari sabahlığı olan çok şık ama mavi tonlarında, diğeri Magic Form'un bolerolu emzirme geceliği pek güzel ve de pembe :) , bir tane de yine önden düğmeli bir gecelik) Evet görüyorum ki biraz abartmışım!

İki adet dize kadar kalın pofidik çorap. Doğum sonrasında bir titreme geliyormuş zangır zangır, ondan kelli dize kadar alayım demiştim.

Bir adet rahat yumuşak terlik. Hastanede giymek üzere yeni aldığım terlikleri koydum.

2 adet emzirme sütyeni.

Göğüs pedleri ve göğüs kremi hem dergiler ve internetten hem de doktorumun önerisi olan Lansinoh göğüs kremi

Yeter miktarda büyük boy ped.

Atlet, kilot, ha bir de kullan-at türde kilotlardan.

Ayna, parfüm, hem saç hem duş için johnson bebe şampuanını tercih ettim, dudak nemlendiricisi, el-yüz kremi, ben kıvırcık saçımı taramadığım için tarak koymadım ama çoğu kişi için gerekebilir.

Hastane çıkışında giymek üzere şık bir eşofman takım koydum ama acaba şık bir elbise nasıl olur diye düşünmekteyim, kararsızım hâlâ.

AAA Bir de çocuk tacı ama olsun puantiyeli kırmızı bir taç da aldım. Adettendir kırmızı kurdele diye. O da yanılmıyorsam halk dilinde "al basması" olarak bilinen lohusa depresyonundan anneyi uzaklaştırmak için yapılan bir adet.

Makyaj malzemesi gerekli tabii. Onca can çekişmeden sonra berbat görünmek istemiyorum. Hatta gelenler "Ay, ne kadar güzelsin, ah işte annelik şimdiden nasıl da güzelleştirdi..." gibilerinden laflar duymak gönlümü hoş tutar benim.

Gözde'nin önerisi olarak kesinlikle yelpaze. Doğumdan sonraki üşüme ve zangır zangır titremeden sonra hastane ortamında bung (eski dilde sıkıntı) geldiğinde çok gerekli hem de.

Turuncu (koyu renkli olması tercih edilmeliymiş.) banyo havlusu, el-yüz havlusu bulunmasında da fayda var. Gerçi özel hastanede bunların çoğu vardır ama olsun tedbiri elden bırakmamak gerek.

Banyo lifi ve saçı ıslatmaya gerek olmadan sadece vücut banyosu için saç bonesi de çok gerekli olabilir.

Doğuma kadar geçen süre düşündüğümüz ya da istediğimizden daha uzun sürebilir düşüncesiyle rahatlamak amacıyla müzik veya film cd, dvd'leri, kitap, dergi vs.

Fotoğraf makinesi ve kamera gibi alet edevat eş tarafından da heyecandan unutulmamak suretiyle getirilebilir. Çantada yüke gerek yok. Hatta bir üstte saydıklarım da buna dahil olabilir.


Bebeğimin İhtiyaçları

2-3 tane kısa kollu body

2-3 tane tulum

2 tane çorap

5-6 tane ağız mendili

2 tane ayaklı pijama altı

2 tane şapka ve eldiven

2 takım kıyafet (zıbın takımı, patiği, başlığı vs.)

En miniklerinden 1 tane yelek

2 tane battaniye (biri penye, diğeri de çıkışta sarıp sarmalamak için şu çok yumuşak polyester battaniyelerden)

1 paket yeni doğan bebek bezi

Ana kucağı

1-2 tane havlu

2 tane önlük

Her olasılığa karşı minik bir biberon ve yeni doğan için yalancı emzik (ben avent biberonu seçtim ve chicco'nun physio yalancı emziğini)

Göbek filesi de gerekliymiş.

Saç Fırçası

Kirli çamaşır torbası

Hastaneye sorun deseler de ben kendi yıkayıp ütülediğim çarşaf ve üzerine nevresimi koydum.

Şimdilik aklıma gelenler ve çantadakiler bunlar. İhtiyaca göre faydalanılabilir bir liste gözüyle bakıyorum.

20 Mart 2010 Cumartesi

yoga

Yahu bugünkü yogada pek zor hareketler yaptık. Ya da zor değil de kaslarımın ne kadar zayıf kaldığını anladım. Normalde bile çoğu kişinin zorlanacağı hareketler yaptık valla! Aynı zamanda pek eğlendik de. Hafta içi çalışmayan gebeler olarak Berna, Ervin ve Çiğdem'le buluşup bizim buralarda kahvaltı yapalım dedik. Konu ortak olunca sohbet de keyifli olur.

Bebişin odasını duvar kağıdı ile kaplamaktan vazgeçip boyayalım, üzerine de tinkerbell çıkartmaları yapıştıralım dedik. Alçı işi bitti, hafta içi de boya olacak, ev de battı, Pembe'ye acilen ihtiyacım var.

Bu arada battaniye parçalarını birleştirmek de ne menem işmiş yaaaa! Sağolsun Pelin birleştirme işini üstlendi ben beceremeyince.

Böyleleri işkence görmeli!

Ya biraz önce Naturel Life Channel'da Amerika'daki hayvan kıyımlarını gösteren bir program izliyordu Bülo. Ya çok korkunç ve akıl almaz görüntüler vardı. Bakmamaya çalıştım ama engel olamadım. Yüreğim dayanmadığı için çok az şeyi gördüm ama resmen vahşi ve hasta ruhlu insanlar. Allahım lütfen o hasta beyinler cezalarını çeksinler fazlasıyla. Söyleyecek söz bulamıyorum, korkunçtu korkunç!

35. hafta

35. haftadayız bugün kontrolde yine tam göremedik bebişin yüzünü. Çok az yandan tombiş yanaklarını ve dolgun dudaklarını bir de dombik burnunu görebildik şöyle böyle. Bugün NST'ye bağlandım. Bilmeyenler için açılımı "nonstress test" olan NST bebeğin hem kalp ritmini ölçmek hem de herhangi bir strese maruz kalmadan annenin kasılmalarını ölçmek için yapılan bir test. Bebiş 2900 gr. olmuş nazar değmesin. Artık haftada bir kontrole gideceğiz.



12 Mart 2010 Cuma

34. haftaaaa!

Zaman ne çabuk geçiyor. 34. haftaya bugün itibariyle girmiş bulunmaktayım. Zamanın geçmesi bebeğe kavuşmanın da yaklaştığını çağrıştırdığı için mutluyum ama ömrümüzden gidiyor, bu da iyi bir şey değil. Yukarıdaki fotoğrafta güzel çıktığımı sanmıştım ama yanılmışım! :)P
Yine de hamile hâlimi görenler kilo almadığımı, gayet güzel göründüğümü söyleyince çok mutlu oluyorum. Dün Meloş'la Gordion'da dolaştık; Starbuck's'taki görevli bayan beni durdurup ne kadar güzel bir hamile olduğumu söyledi; 5-6 aylık olduğumu sandı, 8. ayın içinde olduğumu söyleyince bir de göbeğime bakınca çok şaşırdı. Hamileyken güzel görülmek çok hoş! :) Yine yürürken üç kız arkadaş heralde benden söz etmiş olacaklardı ki bi tanesi "Neresi kalın ki?" diye sordu arkadaşlarına göbeğim kabara kabara yürümemi sürdürdüm. :)

Bu arada yukarıdaki barda bebiş ters dönmüş, bakınız! Çok az kaldı çoook! Dün minişin pitirciklerini yıkamaya başladım ama daha çoook var. Zeyno'nun gönderdikleri de bir sandık neredeyse! Ama onları yıkamak, mis gibi asmak çok hoşuma gidiyor. Aaa bir de ütülemek gerek! Çoook çalışmam gerek çoook!

Sonunda Pelin sağolsun battaniyeyi nasıl bir düzende birleştireceğime karar verdim. Umarım cumartesi günümüzde Aylin abladan öğrenirim birleştirme işini. En kısa zamanda bitirip buradan da gösteririm.

not: Bu arada fotoğrafta iki bacağım birden görünüyor, yani o kadar bile kalın değil bi kere! :)P

9 Mart 2010 Salı

Nocturne in C-Sharp Minor by Frederic Chopin

http://www.webloader.org/the-pianist-soundtrack-main-theme-nocturne-in-c-sharp-mnr/q-RFgtb0FUSnpkT0k=


"The Pianist" filminden ve de soundtrack'inden çok etkilenmiştim. İçe işleyen bu eseri burada paylaşırken "nocturne" ne demek diye merak edip araştırınca genelde minör tonlarda bestelenen klasik eser türü olduğunu, anlamının gece müziği olduğunu, genelde piyano eserleri için kullanıldığını öğrendim.Chopin'in nocturneleri ünlüymüş. Girişi akorlu, daha sonra trilleri olan bu klasik eserde bir saniyeye 32 nota düşmekteymiş. Ne müthiş!


Itzhak Perlman


http://www.webloader.org/itzhak-perlman-schindler-s-list/q-MXFMZVBobS14R3M=


Cemre'den: Elimizde Kalanlarla...

18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı.

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici aletler vardır ve ancak koltuk değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek için acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar… Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

O güne kadar, izleyiciler bu rituele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken ve bacaklarındaki klipsleri açıp çalmaya hazır olana kadar inanılmaz bir sessizlikle beklerler.

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha birkaç satırı çalmıştı ki kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, o sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkânsızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da…

O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler :
" Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi, yeni bir keman bulması veya yeni bir tel takması gerekecekti."

Ama o öyle yapmadı. Bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra Şef'e yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkânsızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti. Onu parçayı kafasında kurgularken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri neredeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemanından, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...

Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalkıp, tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Herkes ayaktaydı, bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiklerini, beğendiklerini anlatacak her türlü hareketi yapıyorlardı.

Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak seyircileri susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi :
" Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...."

Bu ne güçlü bir cümledir. Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır(sadece sanatçılar için değil hepimiz için ) Burada, tüm yaşamını bir kemanın 4 teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasında kendini sadece 3 tel ile bulan bir adam vardır. Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayı seçer ve o gece yaptığı, sadece 3 telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı, 4 teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdı.. .

O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır; önce elimizde olan her şeyle ; ve daha sonra bu artık imkânsız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla…

7 Mart 2010 Pazar

popo


Yok biz bu kızın yüzünü anca doğumdan sonra göreceğiz. Göstere göstere poposunu gösterdi! Neyse sağlıklı olsun da göstermesin yüzünü. 33. haftasında 2400'ü geçmiş bebiş. Artık iki haftada bir gideceğiz doktora. Gün sayıyorum, takvimde geçen günleri çiziyorum, çok heyecanlıyım çook!

Dün Mesa'daki normal doğum eğitimine gittik; ama zaten anlatılanlar ben internet ve dergilerden merak ettiklerimi okuduğum, her haftamı ve doğumla ilgili birtakım bilgileri takip ettiğimden benim için yeni öğrenilmiş şeyler olmadı. Ama öğrendiğim en önemli ve gerekli bilgi 37. haftadan itibaren abartmadan yenen hurmanın rahat ve kolay bir doğum için yararının olduğu. Eğer bu haftadan önce yenirse erken doğum riskini artırdığı da belirtildi , ben de buradan söyleyeyim.


3 Mart 2010 Çarşamba

dergiler, dergiler...

Bebek ve hamilelik dergilerinin mart sayılarını topladım yine. "Bebeğim ve Biz" dergisinin hediyesi olan Lamaze felsefesiyle ilgili kitaba çok sevindim. Kitapçık normal doğum için gerekli bilgileri içeriyor. 4-5 dergi birden alınca hangisinden başlayacağımı bilemiyorum, dergi okumak pek keyifli. Cumartesi sabah kontrol var, umarım bebiş yüzünü gösterir. 10.00-13.00 arası da normal doğum eğitimine gideceğiz Mesa Hastanesinde. Oradaki deneyimlerimi de paylaşacağım.

2 Mart 2010 Salı

minişin battaniye parçaları

İşte bunlar da minişime ördüğüm battaniyenin parçaları. Umarım doğumdan önce bitiririm. 32. haftamı sürdüğüm şu günlerde çok şükür bir yaramaz durum yok. Artık bahar da geldi; yani bana göre martla birlikte gelmiş bulunmakta. Hem bahar iyice yaklaştığı için hem doğuma az kaldığı için çok heyecanlı ve mutluyum. lal lal laaa lal lal laaaaa...

Dün hemen hemen tüm günüm öğretmen alımı için ilan veren okulların başvuru formlarını doldurmakla geçti. Bakalım iyi haberleri burada da paylaşırım. Her şeyin hayırlısı olsun diyorum. Ve kısa bir süre sonra battaniyenin tamamlanmış hâlini de göstermek ümidiyle...