Lilypie First Birthday Şeritler
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2010 Pazar

Doğumdan sonraki ilk iki haftaya dair...

Henüz aklımdayken yazayım dedim.

Defnecik 24 Nisan Cumartesi gecesi göbeği düştükten sonra ilk banyosunu 26 Nisan Pazartesi günü yaptı. Canım Özlem ablam sağolsun yıkadı minnoşu. Sevdi galiba suyu, çok rahatsız olmuş gibi değildi. hatta sırtından ve kafasından su döküldüğünde hiç sesi çıkmadı maşallah.

Giysileri daha iki haftayı devirmişken küçük gelmeye başladı bile. Ama giysileri ilk haftalar için bile az almamak gerek çünkü özellikle uykuda çiş oluyor fındık kızımın üstü başı. :( Bazen de beslenme sonrası kusuyor ve yeni giydirmiş olsam bile, ki bu çok sinir bozucu oluyor, sürekli değiştirmek zorunda kalıyorum. Bu yüzden insanların aldıkları hediyelerin ileriki aylarda kullanılacak olmasına dikkat etmeleri bana anlamsız geliyor. Yenidoğan 3 aylık giysiyi ne yapsın? Di mi ama ? Aaaaa! Yenidoğan hatta prematüre giysilere de çok fazla gereksinim oluyor. Evet iki hafta gibi kısa sürede giyemeyecek duruma geldi minnoşum ama her şey zamanında diyorum! :) Tabii ki ben de 3 hatta 6 aylık giysiler aldım. Her hediye alan da yenidoğan alsa olmaz. Ama arada "Kimse almamıştır, dur ben alayım." diyen de olmuyor ne hikmetse! :IP

Bu arada Defneciğimiz emzik almama konusunda çok prensipli! Babacığı bu durumdan çok memnun. Akıllı kızım benim, diyor ama geceleri o da biz de rahat ederdik. Neyse sağlık olsun canııımm!

Bir sonraki yazımda hastaneye giderken gerekli olduğunu sandığım ama hiiiç gerekli olmayan hatta gereksizleri sıralayacağım!

Bu arada yeni anneler çalışsın çalışmasın süt pompası gerekli bir alet bence. Şişen göğüsleri rahatlatmak için olmazsa olmaz hatta!

20 Nisan 2010 Salı

DEFNECİĞİMİZİ 15 NİSAN PERŞEMBE GÜNÜ KUCAĞIMIZA ALDIK!

Perşembe gecesi saat 02.50 sularında sancılar kendini hafif hafif hissettirdi. Yerimde duramadım, kalktım gecikmiş ve yarım bıraktığım bir iş olarak bebişin hastaneye gidecek giysilerinin içlerindeki -ne akla hizmet yerleştirilirse- talimatname kâğıtlarını kestim, doğum anındaki nefes egzersizlerini tekrarladım. Bu arada sancıların sıklığı 15 -20 dakikadan 4-5 dakikaya kadar inmişti. Bülent'i uyandırdım ve "Galiba Defne geliyor." dedim tam da emin olmayarak. Saat 18.15'e kadar sancıları tatlı tatlı çektikten sonra Sibel Hanımı aradım, durumu belirttim "Doğum başlamış gibi." dedi. Heyecanlandık, önceden hazırlamış olduğum çantalarımızı ana kucağını kaptığımız gibi yola koyulduk ancak açıklık yeterli olmazsa ya da yalancı doğum sancılarıdır düşüncesiyle belki de geri gönderirler diyorduk içimizden de. Yine de beklenen ana yaklaşmanın verdiği mutlulukla yüzümüzde keyifli bir gülümse de vardı.

Hastaneye gittiğimizde henüz doktorumuz gelmemişti ancak beni hemen hazırladılar doğumhane katındaki odamıza aldılar, NST'ye bağladılar. Fazla ayrıntıya girmeden anlatmaya çalışayım. Evde tatlı tatlı arada bir gelen sancılar giderek hiç de tatlı olmayıp üstüne üstlük sıklığı ve şiddeti de artarak devam etmişti. Yanımda Bülent ve heyecandan evde duramayıp iyi ki gelen Pelin'le ara sıra sohbet ediyor ara ara da sancıları atlatmaya çalışıyordum. İlk birkaç saat fena gitmiyordu ama son saatlerde özellikle sancılar dayanılacak gibi değildi. Şiddet ve sıklık değerleri düştüğünde bile ben 2 dakikalık dinlemeler bir tarafa nefes alamayacak duruma gelmiş hatta "Ölüyorum galiba, nefesim daralıyor Bülent, dayanamıyorum" dedim. Anestezi uzmanı kaç kez geldi bilmiyorum fikrimde bir değişiklik oldu mu diye; epüdral takılsın mı takılmasın diye yaşadığım kararsızlık ardından genel anesteziyle sezaryen doğumu tercih ettim. Çok hızlı bir geçiş olmuş di mi! :))))
5-6 saat çok şiddetli ve sıklık aralıkları çok kısa doğum sancılarını çektikten sonra böyle bir kararı kolaylıkla vermediğimi de belirtmek isterim. Bülent'in ısrarlarına rağmen ve hatta doktor çok çabuk pes etti düşüncesiyle sonradan tavır almasına rağmen ben gerçekten de dayanabileceğim kadar dayandıktan sonra bu kararı aldım ve ameliyathaneye ağlaya ağlaya gittim.

Veee... 15 Nisan 2010 Perşembe günü saat 13.37'de minik Defnemiz aramıza katıldı. Ağırlığı 3320 , boyu 50 cm'lik kızımız pek tatlı , pek miniş.

Şimdilik bu kadar yazıyorum çünkü yoruldum, sırtım ağrıdı. Daha sonra yazmaya devam edeceğim.

Bu arada doğumdan sonra odaya geldiğimde doğum sancısı çeken iki ayrı kadının bağırtılarının benimle aynı tonda, aynı şiddette ve tarzda olması çok ilginç geldi bana. Bende de onlarda da yorgunluk, bitkinlik ve sancılar nedeniyle bağırmadan ziyade inleme ve hu çekenlerin çıkardığı gibi bağırtılardı bunlar.


9 Nisan 2010 Cuma

38. haftaya geldiğimizde...

Heyecan biraz daha arttı diyebilirim. Dün niye yaptım bilmiyorum, baştan beri hiç izlemeyeceğim dediğim normal doğum videosu izledim aslında izlemeye çalıştım ve yarım bıraktım, bebeğin başını bile göremeden ay uy diyerek kapattım. Keşke izlemeseydiiimmm! Neyse düşünmemeye çalışmalıyım. Vakit yaklaştıkça normal doğumda başarılı olup olmayacağım dayanıp dayanamayacağım konusunda kendimden şüphe etmeye başladım galiba. Gerçi çevremdekiler sen rahat doğum yapacaksın diyorlar. Çok şükür ki şimdiye kadar sıkıntı yaşamadım gayet rahat ve de huzurlu bir hamilelik sürdürüyorum ama ne biliiim işte. Kafa karışıklığı normal mi ki bilemiyorum! İlerleyen günlerde herhangi bir değişiklik olursa yine aktarmaya çalışiciiimm!

not: 39 .haftada yani bu yazıdan bir hafta sonra doğurdum. :)

7 Nisan 2010 Çarşamba

37. haftada neler oluyor?

Bu haftada bebekler artık miadını doldurmuş ve her an dünyaya gelmeye hazır durumdaymış. Kilo alımları biraz yavaşlarmış. Hareketleri daha da belirgin ve de sürekli oluyor. Bir bakıyorum karnımın hem sağ hem sol yanında koca tümsekler oluşturuyor. Müzik dinlerken sanki ritim tutuyor. :) Ama tüm bunların dışında ben 37. haftada önceki haftaya göre çok büyük değişiklikler hissetmiyorum; sadece yürüyüşüm biraz daha hantallaştı, azıcık iş ya da yürüyüşte bile çok çabuk yoruluyor, nefes nefese kalıyorum. Ama yine de iş yapmaktan geri kalmıyorum. Bugün sözlü mülakata girdim, fena değildi, ama çok fazla soru sordular. Genel anlamda eğitime bakış açımı ve ilişkilerimi değerlendirmeye yönelik gibiydi sorular. Bakalım uygun görürlerse sınıf içi ders anlatımına çağıracaklar. Haydi hayırlısı...

Biliyorum pek çok kişi 37. haftamda kilo almamış olmamı hayretle karşılayacak! Ama aslında almadım değil 67-68 kilo civarındayım; yaklaşık 12-13 kilo almışım işte. Normali de bu değil mi yahu!

30 Mart 2010 Salı

hazırlıklar son sürat!

Nihayet dün akşam üzeri bebiş oda takımı geldi. Biraz odunsu, sandığımsı şeyler mi almışız nedir yahu! :) Zaten odanın boyası da istediğimiz gibi olmadı ya, amaaaan canıııımmm olsun boşveeerr! Böyle deneme yanılma yoluyla anca oluyor. Keşke odayı eşyaları internet ortamında canlandırma yoluyla hazırlamaya yönelik programlar olsa! Yoksa vardı da biz mi bilemedik! Tüh tüüühh, vah vaaahh! Hay Allah!

Kendi çantamdan sonra bebeğin çantasını da hazırlamış bulunmaktayım. Tekstil yönünden hazırız yani. Hazırlıksız yakalanmamak gerek. Şimdi Defnecik "merhabaaa" demeye ne zaman hazır hissederse o zaman panik ve de telaşla hastane yolunu tutacağız. Ay çok heyecanlı yahu! Umarım sancılara dayanamayıp "Vazgeçtim, sezaryen olsun!" demem. Gerçi o zamana kadar çektiğim sancı boşa gitmesin diye dayanmalıyım sanırım. Haydi hayırlısı!

26 Mart 2010 Cuma

36. hafta

Bu haftayla birlikte doğuma iyiden iyiye yaklaşıyoruz. Telaşlı, heyecanlı biri olmama rağmen şimdilik bi heyecan ya da korku yok. Sadece işler yolunda yürüyecek mi diye meraklıyım, bir de bebişi merak ediyorum nasıl diye. İnşallah sağlıkla doğar. Ben de henüz Braxton-Hicks denen yalancı doğum kasılmaları olmadı. Doğanın bir lütfu imiş gebelere doğumdaki kasılmaların, ağrının nasıl bir şey olacağına dair. Ama deneyimleyen arkadaşlar olmasın daha iyi diyor.

Bakalım nasıl başlayacak doğum eylemi. İlk olarak bebeği enfeksiyonlardan koruyan kanlı akıntı şeklinde mukus mu atılacak ki halk arasında "nişan gelmesi" olarak biliniyormuş. Doğumdan 1-2 gün önce gelebileceği gibi bir hafta öncesinde de olabilirmiş. Yoksa süresi, şiddeti ve sıklığı düzenli olan kasılmalarla mı başlayacak, bilemiyorum. Doğumu asıl başlatan ise amniyotik sıvının boşalmasıymış. Bu sürekli ve birden olabileceği gibi idrar ya da akıntıyla da karıştırılabilecek miktarda da olabilirmiş. Amniyotik sıvının boşalmasıyla birlikte bebeğin gelmesi de çok yakınmış, bu nedenle en kısa zamanda doktorla iletişime geçmek hatta hastane yolunu tutmak gerekmiş. Bakalım benimkinde olay nasıl gelişecek! Korku yok ama belirsizlik biraz ne yapacağım dedirtiyor ne yapacağımı defalarca okusam da.

Bugün yine biraz yoruldum, giysileri yıka, kışlıkların bir kısmını kaldır vs. derken Defnecik de içeriden beni dürtüp durdu, yoruldun artık yeter dercesine. :)


25 Mart 2010 Perşembe

35. hafta 6 günlük gebe hâli

Yarın 36. haftaya giriyorum. Aslında kimileri 36. haftanı dolduruyorsun diyor aman pek karışık oluyor bu hafta hesapları. 36. haftayla ilgili gelişmeleri yarın yazarım.

23 Mart 2010 Salı

temizlik işleri

Bebişin odasını boyattık biraz geç de olsa. Ama ev alçı tozundan battı. Pembe'ye acilen ihtiyacım vardı ama alçak Pembe beni yarı yolda bıraktı. Yarın gelecekti yarım gün de olsa, ama çok yorulur diye eşi istememiş. Neyse Fatma Hanım gelecek, hemen hâllettim. Tabii ben yine durur muyum eve gelince bugün tüm evin yerlerini sildim, salondaki masa, konsol, tv'lik, sehpanın tozunu aldım. Umarım gece doğurmam. Hani birden evi tepeden tırnağa temizleme, boya badana işine girişme sonrasında zart diye doğurma hikâyeleri vardır ya. Haydi hayırlısı!

22 Mart 2010 Pazartesi

Hastane çantamız!

Blogcu Anne'nin çantası pek bi ferah geldi, ben biraz abarttım mı acaba, diye düşünüyorum. Hem internetten hem dergilerden hem de başucu kitabımdan derlediklerime göre benim hastane çantam şöyle olmakta:

3 adet gecelik (Biri Meloş'la Dagi'den aldığımız pelerinvari sabahlığı olan çok şık ama mavi tonlarında, diğeri Magic Form'un bolerolu emzirme geceliği pek güzel ve de pembe :) , bir tane de yine önden düğmeli bir gecelik) Evet görüyorum ki biraz abartmışım!

İki adet dize kadar kalın pofidik çorap. Doğum sonrasında bir titreme geliyormuş zangır zangır, ondan kelli dize kadar alayım demiştim.

Bir adet rahat yumuşak terlik. Hastanede giymek üzere yeni aldığım terlikleri koydum.

2 adet emzirme sütyeni.

Göğüs pedleri ve göğüs kremi hem dergiler ve internetten hem de doktorumun önerisi olan Lansinoh göğüs kremi

Yeter miktarda büyük boy ped.

Atlet, kilot, ha bir de kullan-at türde kilotlardan.

Ayna, parfüm, hem saç hem duş için johnson bebe şampuanını tercih ettim, dudak nemlendiricisi, el-yüz kremi, ben kıvırcık saçımı taramadığım için tarak koymadım ama çoğu kişi için gerekebilir.

Hastane çıkışında giymek üzere şık bir eşofman takım koydum ama acaba şık bir elbise nasıl olur diye düşünmekteyim, kararsızım hâlâ.

AAA Bir de çocuk tacı ama olsun puantiyeli kırmızı bir taç da aldım. Adettendir kırmızı kurdele diye. O da yanılmıyorsam halk dilinde "al basması" olarak bilinen lohusa depresyonundan anneyi uzaklaştırmak için yapılan bir adet.

Makyaj malzemesi gerekli tabii. Onca can çekişmeden sonra berbat görünmek istemiyorum. Hatta gelenler "Ay, ne kadar güzelsin, ah işte annelik şimdiden nasıl da güzelleştirdi..." gibilerinden laflar duymak gönlümü hoş tutar benim.

Gözde'nin önerisi olarak kesinlikle yelpaze. Doğumdan sonraki üşüme ve zangır zangır titremeden sonra hastane ortamında bung (eski dilde sıkıntı) geldiğinde çok gerekli hem de.

Turuncu (koyu renkli olması tercih edilmeliymiş.) banyo havlusu, el-yüz havlusu bulunmasında da fayda var. Gerçi özel hastanede bunların çoğu vardır ama olsun tedbiri elden bırakmamak gerek.

Banyo lifi ve saçı ıslatmaya gerek olmadan sadece vücut banyosu için saç bonesi de çok gerekli olabilir.

Doğuma kadar geçen süre düşündüğümüz ya da istediğimizden daha uzun sürebilir düşüncesiyle rahatlamak amacıyla müzik veya film cd, dvd'leri, kitap, dergi vs.

Fotoğraf makinesi ve kamera gibi alet edevat eş tarafından da heyecandan unutulmamak suretiyle getirilebilir. Çantada yüke gerek yok. Hatta bir üstte saydıklarım da buna dahil olabilir.


Bebeğimin İhtiyaçları

2-3 tane kısa kollu body

2-3 tane tulum

2 tane çorap

5-6 tane ağız mendili

2 tane ayaklı pijama altı

2 tane şapka ve eldiven

2 takım kıyafet (zıbın takımı, patiği, başlığı vs.)

En miniklerinden 1 tane yelek

2 tane battaniye (biri penye, diğeri de çıkışta sarıp sarmalamak için şu çok yumuşak polyester battaniyelerden)

1 paket yeni doğan bebek bezi

Ana kucağı

1-2 tane havlu

2 tane önlük

Her olasılığa karşı minik bir biberon ve yeni doğan için yalancı emzik (ben avent biberonu seçtim ve chicco'nun physio yalancı emziğini)

Göbek filesi de gerekliymiş.

Saç Fırçası

Kirli çamaşır torbası

Hastaneye sorun deseler de ben kendi yıkayıp ütülediğim çarşaf ve üzerine nevresimi koydum.

Şimdilik aklıma gelenler ve çantadakiler bunlar. İhtiyaca göre faydalanılabilir bir liste gözüyle bakıyorum.

20 Mart 2010 Cumartesi

yoga

Yahu bugünkü yogada pek zor hareketler yaptık. Ya da zor değil de kaslarımın ne kadar zayıf kaldığını anladım. Normalde bile çoğu kişinin zorlanacağı hareketler yaptık valla! Aynı zamanda pek eğlendik de. Hafta içi çalışmayan gebeler olarak Berna, Ervin ve Çiğdem'le buluşup bizim buralarda kahvaltı yapalım dedik. Konu ortak olunca sohbet de keyifli olur.

Bebişin odasını duvar kağıdı ile kaplamaktan vazgeçip boyayalım, üzerine de tinkerbell çıkartmaları yapıştıralım dedik. Alçı işi bitti, hafta içi de boya olacak, ev de battı, Pembe'ye acilen ihtiyacım var.

Bu arada battaniye parçalarını birleştirmek de ne menem işmiş yaaaa! Sağolsun Pelin birleştirme işini üstlendi ben beceremeyince.

35. hafta

35. haftadayız bugün kontrolde yine tam göremedik bebişin yüzünü. Çok az yandan tombiş yanaklarını ve dolgun dudaklarını bir de dombik burnunu görebildik şöyle böyle. Bugün NST'ye bağlandım. Bilmeyenler için açılımı "nonstress test" olan NST bebeğin hem kalp ritmini ölçmek hem de herhangi bir strese maruz kalmadan annenin kasılmalarını ölçmek için yapılan bir test. Bebiş 2900 gr. olmuş nazar değmesin. Artık haftada bir kontrole gideceğiz.



12 Mart 2010 Cuma

34. haftaaaa!

Zaman ne çabuk geçiyor. 34. haftaya bugün itibariyle girmiş bulunmaktayım. Zamanın geçmesi bebeğe kavuşmanın da yaklaştığını çağrıştırdığı için mutluyum ama ömrümüzden gidiyor, bu da iyi bir şey değil. Yukarıdaki fotoğrafta güzel çıktığımı sanmıştım ama yanılmışım! :)P
Yine de hamile hâlimi görenler kilo almadığımı, gayet güzel göründüğümü söyleyince çok mutlu oluyorum. Dün Meloş'la Gordion'da dolaştık; Starbuck's'taki görevli bayan beni durdurup ne kadar güzel bir hamile olduğumu söyledi; 5-6 aylık olduğumu sandı, 8. ayın içinde olduğumu söyleyince bir de göbeğime bakınca çok şaşırdı. Hamileyken güzel görülmek çok hoş! :) Yine yürürken üç kız arkadaş heralde benden söz etmiş olacaklardı ki bi tanesi "Neresi kalın ki?" diye sordu arkadaşlarına göbeğim kabara kabara yürümemi sürdürdüm. :)

Bu arada yukarıdaki barda bebiş ters dönmüş, bakınız! Çok az kaldı çoook! Dün minişin pitirciklerini yıkamaya başladım ama daha çoook var. Zeyno'nun gönderdikleri de bir sandık neredeyse! Ama onları yıkamak, mis gibi asmak çok hoşuma gidiyor. Aaa bir de ütülemek gerek! Çoook çalışmam gerek çoook!

Sonunda Pelin sağolsun battaniyeyi nasıl bir düzende birleştireceğime karar verdim. Umarım cumartesi günümüzde Aylin abladan öğrenirim birleştirme işini. En kısa zamanda bitirip buradan da gösteririm.

not: Bu arada fotoğrafta iki bacağım birden görünüyor, yani o kadar bile kalın değil bi kere! :)P

7 Mart 2010 Pazar

popo


Yok biz bu kızın yüzünü anca doğumdan sonra göreceğiz. Göstere göstere poposunu gösterdi! Neyse sağlıklı olsun da göstermesin yüzünü. 33. haftasında 2400'ü geçmiş bebiş. Artık iki haftada bir gideceğiz doktora. Gün sayıyorum, takvimde geçen günleri çiziyorum, çok heyecanlıyım çook!

Dün Mesa'daki normal doğum eğitimine gittik; ama zaten anlatılanlar ben internet ve dergilerden merak ettiklerimi okuduğum, her haftamı ve doğumla ilgili birtakım bilgileri takip ettiğimden benim için yeni öğrenilmiş şeyler olmadı. Ama öğrendiğim en önemli ve gerekli bilgi 37. haftadan itibaren abartmadan yenen hurmanın rahat ve kolay bir doğum için yararının olduğu. Eğer bu haftadan önce yenirse erken doğum riskini artırdığı da belirtildi , ben de buradan söyleyeyim.


3 Mart 2010 Çarşamba

dergiler, dergiler...

Bebek ve hamilelik dergilerinin mart sayılarını topladım yine. "Bebeğim ve Biz" dergisinin hediyesi olan Lamaze felsefesiyle ilgili kitaba çok sevindim. Kitapçık normal doğum için gerekli bilgileri içeriyor. 4-5 dergi birden alınca hangisinden başlayacağımı bilemiyorum, dergi okumak pek keyifli. Cumartesi sabah kontrol var, umarım bebiş yüzünü gösterir. 10.00-13.00 arası da normal doğum eğitimine gideceğiz Mesa Hastanesinde. Oradaki deneyimlerimi de paylaşacağım.

13 Şubat 2010 Cumartesi

bu kız pek mi nazlı olacak ne?

Yine yüzünü göstermedi kızımız. Belki babacığı Bakü'den dönünce hafta içi gider görürüz nazlı kızımızın yüzünü. Ama 1750 gr olmuş bebecik. Yukarıdaki barda 30. haftadaki yaklaşık kilodan epey dombili gibi. Bense hâlâ bir önceki kontroldeki gibi 63,8 kilodayım. Heheyyytt! Bakalım yaklaşık iki ay içinde ne olacağım! Şimdilik ikimize de maşşallah!

12 Şubat 2010 Cuma

30. hafta

bugün itibariyle 30. haftamıza girdik! haydi hayırlısı! artık hareketleri çok çok belirgin. geceleri oturur pozisyonda uyumam gerekiyor bu yüzden. sanki yan yatınca onu sıkıştırıyormuşum gibi hissediyorum. pek hareketli bebişim benim. maşallah diyeyim de nazarım değmesin. yarın kontrol var. bakalım bebiş içeride ne durumda. geçen sefer yüzünü göstermedi bize çünkü. onu çok merak ediyorum. 23 Nisanı hiç bu kadar iple çekmemiştim! :)

28 Ocak 2010 Perşembe

Bu yazının başlığı da "dün" olsun bari!


Dün gece bir iki saat kadar burnum kanadı, neden olduğunu bilmiyorum, herhalde anormal bir durum değil. Sadece tansiyonum mu yükseldi acaba diye tedirgin oldum. Neyse ki iyiyim.




Bu kışın adamakıllı ilk karı dün yağdı. Gerçi benim için iyi bir şey değil bu, kayar mayarım neme lazım. Yağmur yağsın erisin gitsin hepsi. Zaten çok durunca yollarda kaldırımlarda çamurlu, sulu, pis pis kalıyor. İyisi mi erisin gitsin hepsi.

Dün yine bir sürü hamilelik ve bebekle ilgili dergi aldım. Doğumla ilgili özel dosyaların olması da çok iyi oldu. İnternette de bir sürü site var ama dergi okumak daha keyifli geliyor bana. Şimdi keyifli keyifli okumak istiyorum onları.

Ha bu arada sanırım abur cubur yemeye başladım. Çok kötü! Dün bir sürü bisküvi aldım. Suçluluk duymamak için de bunların hepsini doğuma kadar her güne pay ediciiimmm, diyorum kendi kendime! :)P


23 Ocak 2010 Cumartesi

Tarih 13 Ağustos 2009 Perşembe

27. haftaya geldiğimizde bebişimizin 1217 gram olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Çok sevinçliyiz. :) gittikçe daha da etlenip butlansın, dombilicik olsun! Bu kontrolde bize yüzünü göstermedi hiç ama olsun. Bugün karnımın iki tarafından da epey tekmeleyip yumrukladı. Sevgili kocacığım bu anları yaşadığımız için "Ne şanslısınız!" diyor. Evet isteyen herkes bu şansı elde eder umarım, gerçekten insan kendini bambaşka hissediyor. :)

Tabii ben şimdi ekranın karşısında nasıl anlatsam nerden başlasam diye düşünüp duruyorum. Geriye dönük yazmada ne kadar başarılı olacağımı bilmiyorum.

Tarih 13 Ağustos 2009 Perşembe. Bu tarihin canım ablamın doğum günü olmasının dışında hayatımda başka bir önemi daha var artık. Çektirdiğim üst 20'lik dişimde beliren kemiksi dokuyu aldırmak için dişçiyi aradım ancak ya hamileysem diyerek hemen eczaneden bir test alıp yaptım. İlk şerit kırmızı tamam ama ikinci şerit çok açık pembe de olursa kabulmüş ama ben emin olamadım acaba gözüm ilk şeritteki kırmızıdan etkilendi de onu öyle görmek istediğim için mi falan diye. Heyecanla doktorum Sibel Hanımı aradım.
- Alo, Sibel Hanım?
- Buyrun benim.
- Aaaa, şeyy ben eczaneden hamilelik testi alıp yaptım ama ikinci şerit çok açık pembe de olsa "gebesiniz" yazıyordu. Ama ben emin olamadım ...
- Eee TRT'den mi ? Ben sesinizi alamadım ...
- Aaa evet ben bi ara dublaj için gelmi .... AAAAAAA! Siz Fırat ...'ın annesisiniz. Ay çok pardon hay Allah ben sizi şey sanmıştım , heyecandan tüh ! ...

Gerçekten çok komikti ilk öğrenen de beyciğimden önce bir öğrencimin annesi olmuştu. Ne şapşalım yaaa! :))))

Bu girizgahın ardından doğru kişiyi arayarak durumu açıkladım o da kan testi yapmamız gerektiğini söyledi. Hastaneden de dişçiden de randevu alarak o gün ya da ertesi gündü sanırım önce hastaneye gittim kan verdim. Sonucu aldığımda çok heyecanlıydım ve bu heyecanımı yine alakasız biriyle paylaştım. Sonucu bildiren hastane görevlisiyle! :)P Elime aldığımda kâğıda baktım ama negatif, pozitif, hamilesiniz, gebesiniz, yüklüsünüz, iki canlısınız türünden bir şey yazmıyordu. E ben de hâliyle görevliye sordum.
- Ya pardon ben burdan bi şey anlamadım.
- Hamilesiniz.
- A a! Gerçekten mi? Aaa çok sevindim aslında bebek düşünüyorduk ama şimdi böyle duyunca ne biliim ...
türünden abuk ve gereksiz konuşmalarımdan birini daha yapmıştım! :))) ilahi !gene ne şapşalım demekten kendimi alamayacağım. 13-14 Ağustos 2009'da 4-5 haftalık hamile olduğumu öğrenmiş oldum ve fakat ne yapacağımı bilemedim. Beyciğime o an mı söylesem eve gelince mi falan fıstık derken aramış bulundum ve ne diyeceğimi bilemeden ve dan diye hamile olduğumu söyledim heyecansız, öylesine, çok hazırlıksız. Zaten canım benim bir süre algılayamadı, telefonda saçma ve anlaşılmaz bir şekilde durumu açıklamaya çalıştım. Doktorum henüz erken gebelik olduğu için dış gebelik, boş gebelik gibi olumsuz durumlarla karşılaşma durumunda hayal kırıklığına uğramayalım diye olsa gerek ultrasona girmekten söz etti ama biz tekrar Bakü yollarında olacağımız için bunu dönüşe ertelemeyi kararlaştırdık. Tabii yaklaşık bir ay boyunca "acaba var mı bir şeyler, hissettiklerim, yaşadıklarım psikolojik mi?" düşünceleriyle haşır neşirken hamile oluşumu kutlayamadık, sevincimiz acuk kursağımızda kaldı. Aslında sürekli uyku hâli, 6. hafta başlayıp 9. haftaya kadar süren (ne kadar kısaymış bana çok uzun gelmişti) mide bulantıları, kusma, özellikle yağlı yiyeceklere, etlere, parfümlere karşı gelişen tiksinme hissi çok belirgin sinyallerdi ama biz yanılıp da düş kırıklığı yaşamayalım diye kendimizi kaptırmadık yine!

17 Eylül dönüşümüzde önce uçakla İstanbul'a, oradan bozulan kaputun yarım saat tamiri ardından bu sefer karayolunda uçmak suretiyle Ankara'ya saat 16.00'da doktorumuzla randevuya -ne akla hizmet o saate aldıysam!- yetişebildik. Hem de tam saatinde. Yolda sadece benim sıklaşan tuvalet molalarım dışında hiç durmadık. Ultrasona girdiğimizde minnacık bir karartı bizi bekliyormuş! O an bir bağ kuramadım, bu tür duygusal anları hiç kaçırmadan sulu sepken olan ben gayet soğuktum. Kendimizi o kadar alıştırmışız ki kaptırmamaya, ondan olsa gerek.

Ankara'ya dönmenin rahatlığıyla beni yeşile büründüren mide bulantıları, kusma ve tiksintiler bir nebze olsun azalmıştı, ancak tümüyle de geçmemişti. Neyse ki toplamda 3-4 hafta sürdü. Sadece canım kocacığımın "Aaa ben de kullanırım, pek güzelmiş mmmm." dediğim parfümü hâlâ midemi feci bulandırıyor. Tabii Bakü'deki hâlimi düşünmek bile istemiyorum ama neler olmuş diye ileride eksiksiz hatırlamak üzere not düşmemde fayda var kanaatindeyim, zira sorduğum kişiler neler yaşadıklarını tam olarak hatırlayamıyor. Mide bulantılarının başladığı 6. haftadan itibaren gün içinde sadece peynir, domates, ekmek yedikten sonra onları Bakü kanalizasyonuna gönderiyordum. Ardından akşam üzeri bir şeftali yiyerek günü kapatıyordum. Hatta iki gün üst üste sadece bayat bir küçük ekmek parçası ve suyla durmuştum. TV karşısındaki koltukla özdeşleşmiştim. Offf ne sıkıcı günlerdi. Bu yüzden Bakü aklımda hep mide bulantısı olarak kalacak. Aa tabii beyaz leblebiyi, peksimetleri de unutmayayım. İşte hepi topu bu saydıklarımla 3-4 hafta beslenmeye çalıştım. Neyse ki bebeğe o dönemlerde zararı yokmuş yiyememenin.

Tüm bunların dışında bir iki aylığına da olsa gurbette kalmak, tam olarak emin olamasak da hamile olduğumu dönünce söyleme kararımızdan dolayı yakınlarımla durumumu paylaşamamak gerçekten canımı sıkmıştı. Ama şimdi burada tüm bunları anlatırken bebeğimin içimde pıtırtılarını hissederken çok şanslı olduğumu düşünüyorum. İsteyen herkes çocuk sahibi olsun dileğimi yineleyerek bugünlük bu kadar diyorum! :)



20 Ocak 2010 Çarşamba

ŞİMDİYE KADAR NELER OLDU?



Bir kadının hayatındaki en önemli ve benzersiz deneyimi yaşıyorum ben de! Hiçbir şeyle tarif edilemez gibi aslında. Ama bana hissettirdiği birkaç tariften biri: İçimde, dokunduğum an yüzeye yaklaşan sevgi dolu bir yunus gibi... Belki bu yıl çalışmadığım için olsa gerek bilemiyorum ama iç huzurumun tam olduğu bir dönem... Merakla beklenen bir insan evladı... İşte tam da bu noktada içimde bir insan büyütmek ve sonrasında da yetiştirmek gerçekten büyük ve eşsiz bir emek gerektiriyor. Sağlıklı olması her şeyden önce önemli elbette; ama sona yaklaştıkça acaba kime benzeyecek, nasıl bir duygu -ki bambaşka olacağından eminim hem kendim hem de bülent için.- yaşayayacağız, ağrım sancım ne kadar olacak, tabii ondan önce normal mi sezaryen mi? gibi merak, heyecan uyandıran sorular yoğunlaşıyor beynimde.
Şimdiye dek yaşadıklarımı ancak belleğimde kalanlar kadarıyla paylaşabileceğim ama bundan sonra hafta hafta not düşmeyi ihmal etmemeliyim. Çünkü bu deneyimi önceden yaşamış olanlara sorular sorduğumda ki soru sorma potansiyelim her daim yüksektir :) kimse tam olarak hatırlayamıyor. O nedenle bu blogculuğu günlük, haftalık, gebelik hallerine ayırıyorum bir süreliğine.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Biraz da kendimize bakalım!


Eee, malum güneş altında cas cas yanarken cildimizde oluşacak lekeleri aklımıza getirmeyiz pek. Ama sonrasında uğraş dur, Bende güneş lekesi yok dikkat etmeye çalıştığım için ama sivilce lekeleri olanlar için de uygun olsa gerek.

Leke maskesi

Yarım çay bardağı badem (sıcak suda bekletilmeli)

Yarım limon suyu

Bir yemek kaşığı su


Blenderda ezmeli ve sonra uyumadan önce lekeli bölgeye sürülmek suretiyle 20 dk. kadar bekletmeli, ılık suyla temizlenmeli. Haftada bir gün uygulamalı. Bütün lekelere ölüüüm!