27 Temmuz 2009 Pazartesi

EŞSİZ İNSAN

Cumhuriyet'in ilânından sonra İstanbul'da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir; fakat İngiliz ataşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir, ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir.

Yaver Mustafa Kemal'e şöyle der:

- Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal'in Çanakkale'de babasını öldürdüğünü söyledi. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der:

- Git sor bakalım babasının Çanakkale'de ne işi varmış?

MİMAR_ ÂŞIK VEYSEL

MİMAR

Bu dünyayı kuran mimar

Ne boş sağlam temel atmış

İnsanlığa ibret için

Kısım kısım kul yaratmış

Kimi yaya kimi atlı

Kimi uçar çift kanatlı

Dünya şirin baldan tatlı

Eyvah balı tuza katmış

Kazması yok, küreği yok

Ustası var, çırağı yok

Gök kubbenin direği yok

Muallakta bina çatmış

Bu çark böyle döner durmaz

Ehl-i aşklar yanar durmaz

Aşk meyinden kanar durmaz

Sevgi muhabbet yaratmış

Hep biliriz dünya fani

Oyalıyor seni beni

Âdem atadan bu yana

Nice insan gelmiş gitmiş

Bu dünyaya gelen gülmez

Bir yok var ki giden gelmez

Bu hikmeti kimse bilmez

Ona sır demiş kapatmış

Bu nizamı böyle kurmuş

Kendi çekilmiş oturmuş

VEYSEL'e türlü dert vermiş

Durmadan derman aratmış

(ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU)

ÜÇ DİL_BEDRİ RAHMİ

ÜÇ DİL

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin

En azından üç dil

Birisi ana dilin

Elin ayağın kadar senin

Ana sütü gibi tatlı

Ana sütü gibi bedava

Nenniler, masallar, küfürler de caba

Ötekiler yedi kat yabancı

Her kelime aslan ağzında

Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla

Kök sökercesine söküp çıkartacaksın

Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek

Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

“Canımın içi” demesini

“Kırmızı gülün alı var” demesini

“Nerden ince ise ordan kopsun” demesini

“Atın ölümü arpadan olsun” demesini

“Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur” demesini

“İnsanın insanı sömürmesi”

“Rezilliğin dik alası” demesini

Ne demesi be

Gümbür gümbür demesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dil

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya

Ne şu, ne busun

Oğlum Mernuş,

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

(BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU)


BU ÂLEMİ GÖREN SENSİN_ÂŞIK VEYSEL

Bu âlemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin?

Kainatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin?

Evli misin ergen misin?
Eşin yoktur bir sen misin?
Çark-ı sema nur sen misin?
Bu balkıyan nur da senin.

Kilisede despot kesiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş?
Bu işin var bir de senin.

Kimden korktun da gizlendin?
Çok aradın, çok izlendin.
Göster yüzünü, çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin.

Bin bir ismin, bir cismin var
Oğlun, kızın ne hışmın var?
Her bir renkte resmin var
Nerde baksam orda senin.

Türlü türlü dillerin var
Ne acayip hâllerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Âdemi sürdün, bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın?
Cehennemin var da senin.

(ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU)

KARIMA MEKTUP_NAZIM HİKMET RAN

KARIMA MEKTUP
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem;"
diyorsun;
"yaşayamam!"
Yaşarsın karıcığım
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım'a!


Ben
alacakaranlığında son sabahımın,
dostlarımı ve seni göreceğim.
ve yalnız
yarım kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın.
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila, bir don al.
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

(NAZIM HİKMET RAN)

24 Temmuz 2009 Cuma

leziz sebze yemeği veya çorbası


Dün akşam bir Rus kanalında izlediğim ve henüz yapmadığım ancak çok lezzetli ve de sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir yemeğin tarifini paylaşıyorum.

Malzemelerimiz:
soğan (galiba 1 adet orta boy yeterli)
havuç
karnabahar (Her ne kadar karnıbahar olarak bilinse de doğru yazımı böyledir.)
bezelye içi
işte göz kararı kuşbaşı doğranmış dana veya tavuk eti
defne yaprağıydı heralde :o)P
patates (4-5 adet orta boy haşlanmış olarak kenarda bi yerde beklesin.)
1 adet yumurta
süt
un
su
tuz

Soğanlarımızı yağda çevirelim. Havuçlarımızı daha şık görünmesi için verevine keselim, etimizi ekleyelim (bence önce et konulmalıydı ama öyle olmadı işte neyse nasıl biliyorsanız öyle yapın bence) ve biraz çevirelim, karnabahar ve bezelyemizi de ekleyelim, efenim defne yaprağı olarak gördüğüm (başını kaçırdığım için) zamazingoyu da eklemeyi unutmayalım (aman canım aklınıza yatmadıysa koymayın). Bunları bir güzel karıştıralım, yaklaşık iki yemek kaşığı un katalım, ardından sıcak su katalım göz kararı (mercimek çorbaya katar gibi). Ya valla çok güzel olacak, merak etmeyin. Sonra biraz kaynadıktan sonra süt katalım bir su bardağı kadar.

Onlar pişedursun biz haşlanmış 4-5 adet patatesimiz vardı ya onları bir güzel elimizle mıncıklayalım (tırnaklarımız uzunsa keselim, yüzüklerimiz varsa çıkaralım, yok eldiven takalım). 1 yumurtayı sarı ve beyazıyla birlikte katalım, iki yemek kaşığı un ekleyelim, tuz katalım, iyice ezelim. Küçük toplar yapmak üzere ellerimizde yuvarlayalım. Eğer toplanmıyorsa unumuzu biraz daha koymalıymışız demek ki diye düşünelim. Topçuklarımız hazırsa tencereye atalım, karıtırıp pişme süresinin bitmesini bekleyelim. İyi aşçılar ne kadar beklemeleri gerektiğini gayet iyi bilirler.

Afiyet olsun! :)

Geri bildirimlerinizi bekliyorum!

yahu bu arada rus kanalındaki yemek tarifini ne de güzel anlamış ve de anlatmışım. vay bee!

NE YAPMALI?

Her şey daha da kötüye gidiyor. Daha iyiye gitmemiz gerekirken biz daha da gerileşiyor hatta yozlaşıyor, dibe vuruyoruz. İletişimsiz, huzursuzluğun yaygınlaştı(rılmaya çalışıldığı)ğı, herkesin yozlaştığı, özünden uzaklaştığı, hormonlaştığı, duyarsız, öfkeli, saldırgan bir toplum hâline geldik! Ne fena! Peki ne yapacağız? "Elimizden ne gelir ki!" dememeli önce. Herkesin yapacağı bir şeyler vardır elbet. Ben bir öğretmen olarak çocukları bilinçlendirmeye çalışıyorum, tabii benim gibi kaç kişi vardır acaba? Pek çok kişinin edebiyattan soğuma nedeni aruzu bir kenara bırakıp toplumsal bilinci oluşturmaya çalışıyorum. Klişe gibi görülen ama bence hiçbir zaman atlanmaması gereken Atatürk ilke ve devrimlerini koruyan, bu düşünceyi hayatında uygulamaya geçiren, akılcıl yolları tercih eden bireyler olarak yetişmeleri için çok konuşuyor, konuşturuyorum. Gördüğüm kadarıyla düşüncesi olan ya da bunu dile getiren gençlerin sayısı o kadar az ki! Bunların çoğu eğitimli ailelerin çocukları hem de. Herkesin yapabileceği bir şey vardır. En azından anne babalar çocuklarını bu yönde eğitmeye zaman ayırsın. Bence artık laf arasında konuşmak değil, bilinçli olarak konuya ve bu konuyu yakından ilgilendiren çocuklarımıza, gençlerimize eğilmek gerek. Aşağıda linkini verdiğim haber çok üzücü, geleceğe umutla bakması gereken bazı çocukların nelere maruz kaldığını apaçık ortaya koyan bir olayı ele alıyor.

95 şair, Hakkâri'de 23 Nisanda çıkan olaylarda özel harekâtçı bir polis tarafından başına dipçikle vurulan 14 yaşındaki Seyfi Turan için 21 bölümlük bir şiir yazdı.

21 bölümlük şiirden örnek satırlar

vurma bana, vurma! içimin oyuncakları kırılıyor
ben, her ilkbaharın ilk günüyüm; gölgeler uzar yamaçlarımda
eskimiş okul önlüğümden bozulup dikilme siyah külotum
şu soruyla geçtim tarihten kurşunlar arasında
ölüm, bir halkın çocuğu olmanın tek mucizesi mi?
* * *
- bana vururken ellerini incitme yorgun amca
akşam çocuklarını nasıl seversin yoksa
* * *
acımasız kıyıcı oğlumuzun başını ezerken
aslında yurdumun geleceğidir elden giden
dayan ısırganım, dayan ebegümecim, dayan hardal otum, dayan!

http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1120860

çok hüzünlü!







İSTANBUL


Yeliz Varlı benim çok sevdiğim ve Arı Lisesi'nden mezun ettiğim çok değerli ve de yetenekli bir öğrencim. Yüreği öyle kocaman ki herkesi her şeyi alacak kadar! O hep gurur duymamı sağlayan "İyi ki varsınız canımın içi meleğim, sizin sayenizde" derken beni öyle mutlu ediyor ki ben de onun bir şiirini burada paylaşmak istedim. Ve gençleri kendilerini geliştirmeleri konusunda desteklemeli onlara yol göstermeliyiz, demeyi de ihmal etmiyorum. Yeliz, bir kitap oluşturacak kadar çok sayıda şiiriyle hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip. Şiirleri hem Ekin Sanat dergisinde yayımlanıyor hem de her cuma TRT FM'de saat 22.00'de başlayarak 120' süren "Geceye Doğru" (Yeditepe'den/Nejat Çetinok) Programında seslendiriliyor. Benim için öyle büyük bir gurur kaynağı ki bu! İşte "İyi ki edebiyat öğretmeniyim." dedirten şeylerden en güzeli bu benim için! Teşekkürler Yelizcim!

İSTANBUL
Sen şimdi sekiz köşeli taş plakların;
Girintili çıkıntılı dar sokakların,
Faytonlarıyla gezinen fötr şapkalı bayların,
Şehrisin bende İSTANBUL. . .

Seninle boğaza karşı bir çay bahçesinde
Sabah semaverde çay demleyip;
Akşam İstiklal'de yürümeliyiz.
Köprü üzerinde balık tutan yurdum insanıyla,
Başka bir şehirsin bende İSTANBUL. . .

Ne dersin bi güzel kafaları çekelim,
Ardına akşam fasıla gidelim,
Sonra ikimiz de bir nefes çekip;
Kız kulesine merhaba diyelim. . .
Yürüyelim İSTANBUL yürüyelim,

Saat dört,
Tekneyle açıldık;
Yüreğime sığdıramadığım kahpe sevdayı
Şimdi balıklara anlatıyorum,
Vursun tekneme hırçın dalgalar
Ve durmasın yağsın
Bardaktan boşalırcasına
Yağmurlar,
Ve rüzgar;
Savursun saçlarımı
Aynı ritimle yıldızlar kaysın
Kolay değil bu yükü taşımak
Duyuyor musun sesleri
Şştt sessiz ol ve dinle
Gülme;
Bu da sana son olsun:
Gözlerimden akan yaşları el olup silme
Martılara selam olsun,
Dokunduğum her satıra
Ve keşfedilmemiş sokaklara
Güneş umutla doğsun.
Sen benimsin İSTANBUL
BİR BAŞKA ŞEHİRSİN BENDE İSTANBUL. . .


YELİZ VARLI
06 /02/2009
01:16

HATIRAM OLSUN.

ESKİCİ


Cicikom Çakılcımla başladık yine eskiciliğe! Geçmişe dair ne varsa çıkaralım bellek sandığımızdan. En sevdiğim 1o dizi arasında bakalım neler varmış:

* Charles İş Başında
* Alf
* Kuzen Larry (Dizinin adı bu değilse çok ayıp ettim doğrusu!)
* Cosby Ailesi
* Aaa! Nasıl unuturum Mavi Ay
* Ve de çok eski ama yapışırdık ekrana o başladığında, tabii ki Dallas
* Kara Şimşek
* Altın Kızlar
* Flamingo Yolu
* Charlie'nin Melekleri
* Görevimiz Tehlike
* Hayat Ağacı
* Uğurlugiller
* Kartallar Yüksek Uçar
* Kuruntu Ailesi
* Kaynanalar (Bu arada yerli dizi furyası yoktu o zaman, o yüzden bu kadar kısır - ay kısır dedim de canım kısır çekti şimdi bak! En kısa zamanda süper bir kısır tarifi vereceğim; söylemesi ayıp pek beğenilir kısırım- kaldı)


Tabi ben dizi sever bir yapıya sahip bir kişi olarak sayıda sabit kalamadım!Ne yapayım!

23 Temmuz 2009 Perşembe

GEÇMİŞLE YAŞAMAK


1980’li yıllarda ilkokula gitmiş, Kenan Evren'i, Erdal İnönü'yü, Özal’ı tanımış olmak, Ajda Pekkan'ın Alo,
Michael Jackson'ın Pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek, Big in Japan, The Final 
Countdown, Eye Of The Tiger demek, İcraatın İçinden, İpek Yolu, Gide Gide Gap demek, köprü demek, 
ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek
 
Voltran voltran voltran demek, depozito toplamak adına kola şişesi biriktirmek demek, Adile Naşit’ten 
masal dinlemek demek. Debbie Gibson, Tiffany, Jason Danovan, Sandra, Modern Talking vb... dinliyor olmak...
Comanchero'nun ve Life is Life’ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek... Michael Jackson, Madonna, 
Samantha Fox demek, Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve Dadaşlar demek, Clementine, He Man, 
She Ra, Şirinler, Atom Karınca, Heidi demek, okula siyah önlükle gitmek demek, Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu, 
Barış Manço ile büyümek demek


İhtilal çocuğu demek, Köle Isaura demek, Ziyaretçiler demek!!!! Acidçi misin metalci mi demek, 
moruk demek, herild yani demek, hey corç versene borç demek, olmaz maykil bende de yok cevabını 
işitmek demek, geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek
 
Edi Mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu Şörli Makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp en az bir Technotronic kasedine 
sahip olmak demek
 
Mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek, cumhurbaşkanı denince Kenan Evren’i hatırlamak 
demek, koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynıycak birileri vardır" diyebilmek demek,
eti kemik geçiyor demek; evden çıkmayan bilgisayar bebeleri hâline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş, 
son dönemin bir üyesi olmak
 
Ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak, büyüteç ile kâğıt yakmak ve siyah kâğıtların beyaza oranla 
daha kolay yandığını keşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, televizyon konserlerini 
teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, son dersin son 5 dakikasında zilin çalmasını beklemek, 
hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, 
        
Fantayla kolayı karıştırmak demek, mahalle kavramı demek, kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp 
atmak demek, tipe bak demek, fon müziği Laura Brannigan’ dan Self Control olan günler. Bakkala gitmenin, 
sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı yıllar demek... 
 
Pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek, sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar 
gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek, şehirler arası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s 
olması için dua etmek, bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek
Anket ve hatıra defterlerinin olması, bunlara "seviyorum ama kimi?" diye başlayan maniler yazmak, önünde
tek arkasında iki çizgi olan külotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak
bez olan Mustili beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi, leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm 
tehlikeleri, hulahop, ayak bileğine takılarak çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp 
şeker toplamak, müsaitseniz annemler size gelecek demek 
TRT'nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı için ayağa kalkıp marşı hazırolda bangır bangır söylemek
ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz "biiiiiiiiiiiiip" sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek, Zerrin Özer
demek. Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek. Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek
 
Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek, Challenger’ın olduğu günkü 
haberleri hatırlamak demek, 
 
Gorbaçov'un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye "Zeki Müren'e teyze mi diyim amca mı
diyim" diye sormak, "hayat bilgisi" kitabında Kenan Evren'in resmi olması, Özal’ın çenesinin enteresan yapısına
anlam veremeyip "Acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu?" kaygısıyla aynaya bakmak demek
 
Eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek, ho ho ho hoover demek, Zeki Müren’in size alo diyoruuuum 
demesi demek
 
İlkokulda Halley, Petrol ve Komancero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi 
sefil dans grupları kurmak okul sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu toprağın sesi programında 
kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve yüksek randımanlı durum buğdayı 
türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından Kamber Ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile izlemek 
demek, küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek
 
Aldım çantamı kolumaaa, çıktım Dallas yoluna, ben Babi'yi beklerken Ceyar girdi koluma şarkısını dansıyla 
birlikte bilmek demek
 
Kimler geliyo kimler? Sana ne, sana ne? Ama bunu söylemenize gerek yok ki, ben yapınca alışverişi, zaten 
alıyorum satış fişi replikleri barındıran Ali-Ayşegül Atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de
çikolata alacağım. Erooooolll, Eroooolll! fişini de al oğlum'daki meşhur Erol,
 
Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi TV önüne 
oturtması ve çatıdan “Oldu mu?” diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması, Yunanistan kanallarını 
görüntülemek adına “Oldu, oldu!” diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek
        
TRT 1'de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ, bayır
resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek
  

Geçmişi anımsamak, geçmişe dair beynimde yolculuğa çıkmak zaman zaman beni hüzünlendirse de çoğunlukla huzur veriyor bana. "80'li yıllarda çocuk olmak" yazısını okurken herkes aynı şeyleri hissediyor ya "Aaaa evet ben de öyle yapardım, onu izlerdim, giyerdim, bayılırdım..." diye çok ilginç geliyor bana. Nostalji yaşamayı seviyorum; bu geçmişte yaşamak ya da bugünü kaçırmak değil, o günleri anımsayıp insanları düşünerek onlara olan sevgileri depreştirmek. "Ne güzel yıllardı!" demenin ne zararı var ki? Bir şarkıyla, sandıktan, dolaptan çıkmış bir etekle, siyah beyaz fotoğraflarla gözlerimiz dolmuyor mu hiç, ama ardından da hep içimiz huzur doluyor.


İşte sadece melodisiyle beni geçmişe götüren ve aslında ben doğmadan önce piyasaya çıkan ve Fransızca orijinaliyle de eurovisionda seslendirilen "Göreceksin Kendini" adlı parçanın sözlerini paylaşıyorum sizlerle. İlerleyen zamanlarda kendisini de paylaşacağıma söz veriyorum. :)


Çocukluk rüyanda elele okul yolunda
Aniden başlayan ilk gönül macerasında
Aşkıma inanmayıp akan gözyaşımda

Görecek göreceksin kendini
O aldatan aynada beni ve ölümsüz sevgimi

Mutluluk arayan her genç kızın rüyasında
Sevgiyi inkar eden bu bencil fenakar dünyada
Köşesine büzülmüş hayttan korkanlarda

Görecek göreceksin kendini
O kırılan aynada elveda derken ben sana
Görecek göreceksin kendini
O kırılan aynada elveda derken o kırık aynada


dans les rêves de l'enfance

dans l'élève que le maître a puni

dans la gare où commence

la première aventure de la vie

dans celui qui doute

dans celui qui croit

tu verras, tu te reconnaîtras

à chaque instant, dans chaque joie, dans chaque larme

tu verras, tu te reconnaîtras

dans cet enfant, parmi ces gens, tous comme toi

dans les rêves de l'artiste

que la gloire n'a jamais couronné

dans ce monde égoïste

qui renie ce qu'il a adoré

dans ceux qui ont peur

dans ceux qui ont froid

tu verras, tu te reconnaîtras

à chaque instant, dans chaque joie, dans chaque larme

tu verras, tu te reconnaîtras

dans cet enfant, parmi ces gens, tous comme toi

tu verras, tu te reconnaîtras

dans cet amour que j'ai pour toi

oui, tu verras, tu te reconnaîtras