21 Kasım 2010 Pazar

DEFNECİK NELERİ SEVİYOR, NELERİ SEVMİYOR?

Kucakta hop hop hoplatılmayı çok seviyor, kıkır kıkır gülüyor!
Eti Cici Bebeli kayısı püresini pek severek yiyor!
Eti Cici Ekmeği kıtır kıtır yemeyi çok seviyor ve yerken de keyifli keyifli mırıldanıyor!
Oyuncak cep telefonunu yemeyi çok seviyor!
Mama önlükleriyle oynamayı seviyor!
Pilav yemeyi, yoğurt yemeyi sevmiyor! :(
Üstünün değiştirilip giysi giydirilmesini sevmiyor, ağlıyor kısa süreli!
Bıcı bıcı yapmayı seviyor! :)
Kabak seviyor!
Sabah uyandığında onunla konuşulmasını seviyor!
Pencereden bakıp "güle güle kuşlaaar!" diyerek el sallamayı çok seviyor! :))
Parıltılı takılara bayılıyor!
Dışarıda gezinti sırasında ağaçların yapraklarının hışırdamasını çok seviyor!
Beceremese de su içmeyi seviyor!
Emziksiz uyumayı sevmiyor!
Kumaş kitaplarını seviyor!
Aydınlatmalara bakmayı seviyor!
Aynada kendine bakmayı seviyor! :)
Muz yemeyi seviyor!



20 Kasım 2010 Cumartesi

Blogdan Fotoğraflarımı Sildiğim için Fotoğraflı Yazılar Artık Çok Renksiz!

Linkli yazılarım fotoğraflı görünse de fotoğraflar yok. Ne yazık ki fotoğrafları silmiştim. Blogcu Anne'nin yazısından dolayı ben de sileyim bir önlem olarak demiştim. İşgüzarlık mı yaptım ne? :(

18 Kasım 2010 Perşembe

Her Şey Zamanla...

Defnecik 7 ayını tamamladı, 8'den gün almaya başladı bile. Artık kendi kendine düşüp yumuş yumuş olmadan oturabiliyor! Kendi kendine uzunca kalıp oyuncaklarıyla oynuyor, keyifli keyifli çığlıklar, gülücükler atıyor, konuşuyor dili döndüğünce. Ne güzel! Her şey zamanla kendiliğinden nasılsa oluveriyor ve biz de bu doğallıkta hayret bile edemeden yeni gelişmeleri seyrediyor ve mutlu oluyoruz. Ne zaman bizi algılayacak, ne zaman gülücük atacak, ne zaman konuşacak, oturacak, yürüyecek, yemek yiyecek derken hepsi oluveriyor işte. Zaman çook çabuk geçip gidiyor. Hem zamanın elimizden su gibi akıp gitmesinden yana veryansın ediyorum hem de günleri, haftaları, ayları kovalıyorum yeniden bahar gelsin, kızım 1 yaşını tamamlasın, ben başvuruda bulunacağım okullardan kabul onayı alayım, falan feşmekan istiyorum.

11 Kasım 2010 Perşembe

AAAH, MAZİ!

Canım Çakılcım zamane çocuklarından dem vurmuş yazısında http://cakiltasi.blogspot.com/2010/11/coluk-cocuk.html. Ben de kendi kendimi sobeledim işte. Bizde zamanında zamane çocukları, gençleri idik. Şimdi ihtiyarlar gibi konuştum ama öyle. Yeni nesil her şeye internet yoluyla kolayca ulaşabiliyor, hayatları boyunca edindikleri arkadaşlara eğer isterlerse internet aracılığıyla ulaşabiliyor diyor yazısında Çakılcım. Ve belki de ellerindeki bu kolaylık onlar için çook sıradan. Bizse Facebook aracılığıyla ilk ve ortaokul arkadaşlarımıza ulaşabilmenin hazzını yaşıyoruz. Bence çocukluğumuzda her şeye sahip olunamayacağını bilerek yetiştirildiğimiz için bize elimizdeki nimetler çok kıymetli geliyor ve onların değerini daha iyi biliyoruz. Evet biz derece derece bile olsa elindekiyle yetinmeyi bilen bireyleriz. Ve bu da çok önemli çünkü azla yetinmeyi de biliyor ve en küçük şeyle bile mutlu olabiliyoruz. Şimdiki çocuklar ve hatta lise, üniversite çağındakiler bile tüm istedikleri yapılsın ama biri olmasın kıyameti koparabiliyor, lanet okuyabiliyor, çevredekilere kan kusturabiliyorlar. Ve her şeye sahip olmanın lüks değil doğal olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden bazıları ebeveynlerinin kendilerinin kulu kölesi olduğunu sanıyor.
Bizse anne babalarımızdan çekinir, onların bir bakışıyla gerekirse hizaya gelirdik. "Yok"un ne demek olduğunu anlardık. İstediğimiz şey alınmıyor diye ortalığı ayağa kaldırmazdık, zaten istemezdik de.
Zamane gençleri ile aramızda sanki çoook uzun yıllar varmışçasına uçurum var. Arı Fen'de çalışırken bir gün, derste okuduğum bir metni yarıda kesip öğrencilerin 4-5 kişilik gruplar hâlinde tamamlamalarını istedim. Bir öğrencim 1970'li yıllardaki hem de ücra bir köyde geçen öyküyü tamamlarken cep telefonundan söz etmiş. Dedim, ne cep telefonu o yıllarda kentlerde bile kamu kuruluşları haricinde telefon hemen hemen yoktu. Çocuk "E insanlar neyle haberleşiyordu?" demez mi? 80'lerde apartmanda ilk zamanlar sadece bizde telefon vardı ve komşular ihtiyaç olduğunda gelir konuşurlar, telefonun altına da bir miktar para bırakırlardı ayıp olmasın diye dediğimde hepsi çok şaşırmıştı. Biz de ilkel devirlerde, yokluk yıllarında yaşamadık ama şimdikinden çok farklıydı her şey. Ama güzeldi de. Sokaklarda üç beş tane araba vardı. Her mahallede harika paskalyaları olan, top top dondurma satılan fırın-pastahaneler olurdu. Ramazan'da pide kuyruğuna girmek bile pek keyifli olurdu. Cola piyasada azdı, çok az içilirdi, belki sadece yılbaşı gibi özel günlerde... Cips, hamburger, ıvır zıvır yoktu. Bizim için abur cubur eti balık kraker, badem krakerdi! :)) Ne günlerdi! 45'lik longplaylerin dinlendiği pikaplar vardı, boğaza mutlaka yapışan leblebi tozu vardı, horoz şeker, Nestle parmak çikolata vardı. Ayağımızda çevirdiğimiz toplar vardı, elde anlamsızca çevirdiğimiz şakşaklar vardı. Aaahhh, daha neler vardı! Eskiyi hatırladıkça iyi kötü her şeyiyle sahipleniyorum, çünkü güzeldi bea!

9 Kasım 2010 Salı

Miniklere Ayva Tatlısı!

Minnoşa sebze ve meyveleri şipşak püre yapmak için pürematik denen aletten almıştım. Ve fakat muzdan gayrı meyveyi ezemedim. Aletin paketinde elma da görününce aldandık belki de. Elma sert geldi. Sevgili Banu da bundan muzdarip olunca... Hemencik miniklere ayva tatlısı tarifi oluşturdum.


Malzemeler
yarım ekmek ayva
haşlamak için az miktarda su
1 tatlı kaşığı pekmez
1 tatlı kaşığı toz ceviz

Yapılışı
Ayvamızı alıyoruz, birkaç küçük parçaya bölüp az miktardaki suyumuzda haşlıyoruz. Haşlarken ayvanın çekirdeklerini de suya atmayı ihmal etmiyoruz. Haşlanan ayvamızı pürematiğimizin içine koyup ezdikten sonra üzerine pekmez ve toz hâline getirdiğimiz cevizimizi katıyor miniklere yediriyoruz. Afiyet olsuuunn!

7 Kasım 2010 Pazar

Tay Tay!

Dün minnoş kucağımdayken tay tay durdu. Şimdi Bülocumla konuşurken biraz önceki uykumda sanki rüyada gördüğümü sandım ama gerçekmiş! :)))

5 Kasım 2010 Cuma

Anne-Baba-Çocuk Blogları “Mim” Soruları

Pratik Anne'nin bloğunda gördüm ve Özgüranne'nin başlattığı bu sobelemeye ben de katılmak istedim. Blog yazarlığı ve anne-baba-çocuk blogları üzerine bir araştırmaya katkı işte. Bayılırım anketlere! Siz de bu soruları yanıtlayıp aşağıdaki adrese sayfanızın linkini ya da cevaplarınızı yollayın anacım!
annebabacocukbloglari@gmail.com

1. Bir zamanlar “bebek günlükleri” vardı. Sizce bloglar onların yerini aldı mı?
Olabilir. Okul yıllarımda günlük tutardım ben. Onun devamı gibi bir şey oldu benim için.

2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?
Blog yazarlığı ebeveynlik tarzını etkilemiyor ama katkıda bulunuyor diyebilirim. Pek çok konuda bilgi ve deneyimi paylaşıyoruz burada tanıdık tanımadık kişilerle. Ya da evet belki de daha araştırmacı anne ve babalar oluyoruz bu bloglar sayesinde. :)

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?
Mmm bu soruyu anne-baba-çocuk blogları dışında blog tutanlara sormak icap eder.

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?
Belki henüz bunu söylemek benim için biraz erken.

5. Anne-Baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğimiz toplumsal rollerden biri mi?
Toplumsal rol olmaması gerekir diye düşünüyorum. Yoksa belli kalıplar altında sıkışır kalırız. Anne-baba olmak zor zanaat! :)

6. Anne-baba-çocuk blogları, babaları nasıl etkiliyor?
Sadece eşim üzerinden konuşabilirim, geneli hakkında bir izlenimim yok. Eşim yazmaya ara verdiğimde beni uyarıyor. Benim bloğum üzerinden gezdiği zaman diğer blog yazarlarına özellikle çizim dünyasında çalışan anne-babaların bloglarına hayran kalıyor. Bu konuda beni desteklemesi çok hoşuma gidiyor.

7. Bloglar yoluyla gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimini değersizleştiriyor mu?
Onların bilgilerinin ne kadar değerli olduğunu sonradan anlıyoruz zaten ama zamna içnde bazı şeylerin ne kadar yanlış yapıldığını ve aktarıldığını öğreniyoruz. Sadece büyükler değil doktorlar arasında bile çok zıt bilgilere sahip olanlar yer alıyor ne yazık ki bu da bilgi kirliliği de yaratmıyor değil. Her blog yazarının dediğine de güvenmemek gerek. Bu iş biraz da iç sesi dinlemeye bakıyor.

8. Anne-baba-çocuk blogları sözkonusu olduğunda, blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?
Ben önce gördüklerim, gezdiklerim, yediklerim, düşündüklerim vs. üzerine yazıyordum, kızıma hamile olduğumu öğrendikten sonra bloğumun içeriği de değişiverdi. Yazabildiğim kadar...

9. Yazdığınız blog kapansa ya da kapatılsa bloglar yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?
Büyük çoğunluk tanıdık insanlar zaten.

4 Kasım 2010 Perşembe

Blogumda Defneciğime ve bize ait tüm fotoları sildim! :((

Sanırım Defneciğime ve bize ait tüm fotoları sildim. Çok üzgünüm ama Blogcu Anne'nin sayfasında okuduklarım beni dehşete düşürdü ve paniğe kapıldım. Hasta ruhlu birtakım insan müsveddeleri (burada kullanmaya bile dilim varmıyor) kötü amaçları için kullanabiliyormuş fotoğrafları. Olur ya da olmaz ben önlemimi alayım da. Umarım benim silmem yeterli olacaktır. Ve umarım herkes bu konuda gerekli önlemi alır. Yetkililer de gerekeni yapar!

Çocuk istismarına hayır!