31 Aralık 2011 Cumartesi

yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun!

Bir yılı daha geride bırakarak yeni, umut dolu bir yıla girecek olmanın heyecanı var üzerimde. Yeni yılda minik Ali'yi kucağımıza almayı bekliyorum, Defneciğimin altındaki bezi atıp "çişimiz tuvaleteee, kakamız tuvaleteeee, artık kimse yapmiiiicak altındaki bezeee" şarkısı eşliğinde tuvalete yapmasını bekliyorum, çok mutlu olacağım ve uzun soluklu olacak bir çalışma ortamı istiyorum, sevdiklerimle huzurlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum.

21 Aralık 2011 Çarşamba

BAKICI SORUNU

Bakıcımız Defne ona yaklaşmıyor, alışamayacak diye 11 gün sonra ayrıldı. Şimdi yeni bakıcılarla görüşeceğiz. Umarım güvenilir, sevgi dolu ve işini benimseyerek iyi yapacak birini bulabiliriz. Yatılı bakıcı fikri önceleri rahatsız edici geliyordu ama her ne kadar kısa sürede karar verip ayrılsa da İrina'dan biz hiç rahatsız olmamıştık. Ve evin her türlü işiyle ilgilenen birinin evde olması öyle süper bir şey ki anlatamam. Elin kolun olacak diyenler haklıymış. Eğer becerebiliyorsa jilet gibi ütülerin yapılması, hiç talimat almadan yerleri hakkıyla süpürüp silmesi, mutfak dolaplarını bile es geçmemesi, yemek sonrası mutfağı ve ocağı vs. temizlemesi, çamaşır ve bulaşık makinesini sektirmeden boşaltması falan feşmekan... Güzeldi! :)
Başlayacak olan bakıcıya öncelikle sadece evle ilgilenmesini Defne'ye ait bakımı bana bırakmasını söylemeyi düşünüyorum. Çünkü Defnecik sanırım annem artık benimle olmayacak gibi düşüncelere kapılıyor veya henüz alışamadığı birinin altını değiştirmesi, yemeğini yedirmesi ve uyutmasını kabullenemiyor. O yüzden sadece ev işleri, hava ılıman olursa parka gitme ve evde çılgınlar gibi oyun oynama gibi işleri üstlenmesi sanırım daha doğru olacak. Defne'nin coxsaky virüsün neden olduğu el, ayak ve ağız hastalığı olarak bilinen hastalığa İrina'nın ilk gününde yakalanması benden uzak olmasına neden oldu. İki gün odadan hiç çıkmadım, altını değiştirmemem gerekti vs. Bu sırada minnoş bana daha fazla düştü tabii. E bi de evde tanımadık bir insanın varlığı onu iyice gerdi. Bu nedenle yeni bakıcıya düşecek görevleri biraz daha Defne'nin bakımı dışında işler olarak belirleyeceğim.

Gönlümdeki bakıcı şöyle:

* Elbette dürüst, güvenilir olmalı.
* İşini benimsemeli.
* Ev işlerini de ihmal etmemeli.
* Defne'yle vakit geçirirken keyif alabilmeli.
* Kendi temizliğine de dikkat etmeli.
* Anaokulu öğretmenliği ya da sınıf öğretmenliği deneyimi olmalı.
* Güler yüzlü ve iyi niyetli olmalı.
* İnsanlarla iletişimi iyi olmalı.
* Öğrenmeye açık olmalı.
* Enerjik bir yapıya sahip olmalı.
* Acıma duygusuna sahip olmalı.
* Söylemeye bile gerek tabii ki sigara içmemeli. (Peki bunu neden ekledim çünkü çocuk bakıcısı sıfatıyla ortada dolaşan bazı insanlar sigara içiyor ne yazık ki!)
* Anlaşabileceğimiz ölçüde Türkçeye hakim olmalı.
* Özenli, dikkatli ve ölçülü olmalı.
* Uyanık olmalı.
* Sabırlı ve telaşssız olmalı. (Bende olmayan yani! :))

Belki çok daha önemli noktalar vardır ama ilk aklıma gelen önemliler bunlar!

20 Aralık 2011 Salı

Bebeye isim!

5. ayımızdayken herkes isim düşündünüz mü diye merakla sorup duruyor. Şimdiye kadar çok beğendiğim bir isim olmadı. Benim beğendiğimi Bülent beğenmiyor, onun beğendiğini de ben istemiyorum. 4 ay kalmışken karar vermek gerek! Benim düşündüğüm isimlerden biri Güneş, diğeri Meriç. Her ikisini de unisex diye istemiyor Bülent ama bence çok güzel isimler! Tabii aklımızdaki ilk isim Ali'ydi. Karar veremezsek sanırım Ali olacak. Önerilerinizi bekliyorum. :)

19 Aralık 2011 Pazartesi

Kuzucuğum!

Oy, ben minnoşuma mantı için sos hazırlarken o, salonda yerde uyuyuvermiş! Benim tatlı kuzucuğum!

4 Aralık 2011 Pazar

COXSAKY VİRÜS! :(

Perşembe günü nihayet İrina geldi. Defne o gün onun kucağında, omzunda, göğsünde çok rahattı, hatta onun omzunda uyudu. Akşamüstü uykusundan sonra biraz ateşi vardı. Ben diş çıkarıyor sandım. Hep İrina'nın koynundaydı. Sonra ellerini ve ayaklarını kaşımaya başladı. Ağzını gösterip duruyordu, ben köpek dişlerini çıkarırken ateş ve huzursuzluk olur ve ateşle birlikte döküntü de olur diye üzerinde durmadım. Ateş düşürücü ve kaşıntı giderici fenistil jel ve atarax şurupla rahatlatırım sandım. Perşembe gecesini hatırlamıyorum. Cuma akşamı hiç uyuyamadık. Akşam çok ağladığı için asabı bozuldu çocuğun. O yüzden babacığı gece uyanınca bizim odada oynamasına, şarkı söylemesine karışmayalım dedi. Sonra uyumaya yeltenince kaşıntılardan uyuyamadı. Bütün gece kaşındı, kaşıdık, sıkıntılı bir gece geçirdik. Gün içinde dip dibeydim onunla, nereden bileyim diş çıkarıyor sandım. Bardağımdan su içirdim, ağzından çıkardığı lokmayı yedim. Gece kendi kendine o tatlı dudaklarıyla beni 5-6 kere peş peşe öptü. :) Oy minnoşum benim! Sabah uyanınca Güzin halasına götürdük. O da hastaneden enfeksiyonda çalışan bir arkadaşına durumu açıkladı, o da hemen tanıyı koydu: Coxsaky virüs!
Şu aralar beta ile birlikte en çok vaka bu olmuş. Ellerde ve ayaklarda özellikle sivilceye benzeyen içi su dolu kabarcıklar oluşurmuş. Ağızda da yaralar oluşurmuş; bu nedenle çocukta iştahsızlık olurmuş doğal olarak. Biz de yine dişten yemiyor sanmıştık. O yüzden çocuğu diş çıkaran anne babalar çok dikkatli olsun. Eğer el, ayak ve ağızda sivilceye benzer kırmızı küçük kabartılar olursa ve çocuğunuz iştahsızsa, ateş ve huzursuzluk varsa hemen doktora götürün. Ateşten mütevellit bir döküntü olmayabilir. Zira bizimkisi öyle oldu. El, ayak ve ağız hastalığı olarak da geçiyor literatürde. Nereden bulaştığına gelince; Defne'ye hamileyken gittiğim yogadan arkadaşların çocuklarıyla geçen hafta cumartesi oyun alanındaydı; sanırım oradakilerden biri taşıyıcıydı ve ondan kaptı. Bilemiyorum. Başka bir yere gitmedik, başkalarıyla bir araya gelmedik. Siz siz olun hamileyken diğer çocuğunuzu kalabalık hele de oyun alanlarına, çocuklu yerlere götürmemeye bakın. Solunum yoluyla bulaştığı için benim onunla aynı ortamda bulunmamam, maske takmam gerekiyormuş. Aksi takdirde hamilelikte bebeğe geçip bebeğin kalbinde hasara sebep olabiliyormuş. Bu yüzden biraz endişeliyim. Burcu hanım 17 haftayı tamamladığım ve bebeğin organları geliştiği için çok korkmamam gerektiğini söyledi ama yine de rahat olamıyorum. Dün bütün gün odadan çıkmadım. Bülocum da Defne'yle uğraştı durdu, canım benim! İrina'ya gitmiyor; umarım sadece hastalıktan dolayıdır. Ben de odada iphonela çektiğim videolarını izledim izledim ağladım. Ne zor şey insanın çocuğundan ayrı kalması; burun sızlaması ne demekmiş insan öğreniyor gerçekten de! Ona sarılmayı, onu öpmeyi o kadar çok istiyorum ki... Bütün zamanımı onunla geçirdiğim için bunaldığım zamanlar çok oluyordu. Ama şimdi onu parka götüreyim, onunla resim yapalım, oynayalım, hep sarılayım hep öpeyim istiyorum. Allah kimseyi çocuğundan ayırmasın!

29 Kasım 2011 Salı

17. hafta

Bugün itibariyle 17 haftalık oldu bebeğimiz. Yani 17 haftayı geride bırakıp 18. haftaya girmiş oldum. Cinsiyeti erkekmiş. Kilom 57-58 arasında. Mide bulantıları, istifrağlar, öğürmeler, bir şey yiyememeler geride kaldı çok şükür. Bu yıl birlikte hamile olduğum arkadaşlarım Arı'dan Şule, ortaokul ve liseden yakın arkadaşım Ebru Söğütlü, Ömrüncegül. Onlarınki kız.

Sinirsel olarak bazen başarısız olduğumu düşünüyorum, sabır ve dayanma konusunda da oldukça başarısızım. Zaman zaman Defne gerçekten sinirlerimi hoplatacak şeyler yapıyor; bazen de çok kızılmayacak şeylere köpürüyorum ve bebeğe de zarar vereceğim diye korkuyorum o yüzden kendimi tutmaya, bazı şeyleri önemsememeye, görmemeye çalışıyorum. Ama çok zor oluyor, normalde de sabır ve hoşgörü konusunda çok iyi olmayan ben şimdi hormonlardan mıdır bilmem daha da sıkıntılıyım.

Ama beni yorduğu kadar da çok tatlı.
Bakıııın nasıl da güzel kalem tutuyor! Tontiş seni!

Cumartesi günü de yogadan tüm bebekler bir araya geldi; uzun zaman sonra hep birlikteydik. Yine biz anneler doğru dürüst sohbet edemedik!

18 Kasım 2011 Cuma

"Kayaaa" :)))

Burada "kaya"sına "eee eeeee" yapıp uyutuyor! :))

Mini minnoş Defnecik Calliou'ya "Kaya" diyooorr! Çok şeker ama yaaa! Zaten benim kızım bir "Pepee"ci. Calliou gibi mıyık değil; Pepee gibi cengaver! :))

15 Kasım 2011 Salı

Kasım 2011 itibariyle...

Eylülden beri yazmadığım için şimdi nereden başlayayım bilemiyorum. Aklımdakileri hızlıca dökeyim bari! Son zamanlarda Defne'ye karşı biraz asabi davranıyor olmaktan dolayı çok mutlu değilim ama elimde değil çok sabırlı olamıyorum ve o da inatçı ve cadı olunca işler daha da zorlaşıyor. mide bulantılarım çok şükür 12. haftadan beri yok sadece çok kötü kokularda (yemek kokuları) öğürme oluyor; o da çok kasıyor beni. buna da şükür. karnım iyice belirginleşti. ikinci hamileliklerde karın daha çabuk belirirmiş, ben defne'ye hamileyken 5. ayda anca bu kadardı karnım, belki yoktu bile.
Bugün Defneciğim 19. ayını doldurup 20. ayına girdi. Bıcırık bir kız oldu. Ve bence 2 yaş sendromuna biraz erken girdi. Her şeyi kendisi yapmak istiyor, yemek yemek, su içmek vs. Bu çok güzel tabii ama yemek yemeyip sadece etrafı batırmasına kızıyoruz haliyle çünkü sonrasında hiçbir şey yememiş oluyor, pisliği de dert etmiyorum artık o kadar. Saldım zaten, yere dökülmüş, koltuklara sürülmüş çok takmıyorum.
İkinci hamilelikte insan gerçekten daha az heyecanlı oluyor. Umarım bebek gelince de aynı heyecansızlık olmaz! Henüz cinsiyet belli değil. Defne'de Dr. Sibel 11. haftada kız olduğunu söylemişti. Ama şimdi ya bebeğin pozisyonu uygun değil ya da Dr. Burcu, Dr. Sibel kadar uzman değil bu konuda. Bu yüzden bebeğe ad bulamadık henüz. Gerçi bana kız gibi geliyor. Pelin kızı olursa "Ece" koyacağını söyleyince hemen atladım. Bakalım! :) Erkek olursa da ta hamilelikten önce "Ali" olabilir demiştik bakalım değiştirecek miyiz fikrimizi!

15 Eylül 2011 Perşembe

6 hafta 2 günlük!

Evet yine yeniden bir bebek yolda ...
Mide bulantıları da cabası! Umarım gün geçtikçe azalır. Çünkü bir şey yemek içmek de zor geliyor. Tatlı şeyleri daha rahat yiyip içebiliyorum zaman zaman ama yine de temkinli oluyorum.
Defneciğimle de ilgilenmek bazen çok zor geliyor. Umarım en kısa zamanda güvenilir bir bakıcı bulabiliriz.
E, ne diyelim, Allah bana kolaylık versin!

4 Eylül 2011 Pazar

Yazlık dönüşü minnoş ateşlendi! :(

Eylülün 3'ünde döndük, minnoş kızım yolda hiç üzmedi bizi. Ben onu eylemek, oyalamak için epey efor sarf ettim ama yine de akıllı usluydu Defneciğim. Yazlıkta ilk iki gece yerini yadırgadığı için uzun uzun ağlama nöbetlerinden sonra yorgunluktan bitap halde uyuyakaldı. 3. günden itibaren 10-11 gibi uyudu mışıl mışıl. Gece de bir iki mızırdanma dışında uyanmadan sabah 9-9.30'a kadar uyudu. Deniz maceramız harikaydı. Sanki yıllardır denizdeymiş gibi çok hoşlandı. Belki ilk gün buz gibi sudan hoşlanmaz sandım ama ilk gün bile keyifle güle oynaya sudaydık; ben bile soğuktan yüzemedim. Maşallah benim minnoşuma! Kumda üzerinde bikinileriyle çiklet gibi duran Defneciğim kovasıyla sanki büyük çocuklar gibi güzel güzel oynadı. Dili de iyice çözüldü Defneciğimin. Arkidişlaaa diye seslendi ortalığa! :))) Karşı komşunun köpeğini pat pat sevdi, ellerini çırparak (sanırım Zeynep öyle yapınca belleğe aldı o da! :) "mİyaaa, miiyaa" diye seslendi. Oyyy minik,, tatlı bıcırığım benim! Yazlıktaki tanıdıklar her gün aksatmadan "Defne saat kaç?, kaç yaşındasın" diye sordu; minnoşum da usanmadan kolunu uzattı, işaret parmağını uzatarak bir yaptı! :))
Eve döndükten bir gün sonra sabah ateşlendi, boğazındaki beyaz parçalar, kızarıklık onu pek bi yordu. pazartesi gününden çarşamba öğleden sonraya kadar hiçbir oyuncağıyla oynamadan, hiçbir şey konuşmadan, sevgi gösterisi pat pat'ını yapmadan öylece kucağımda durdu minnoşum! Onun cıvıltısı eksik olunca ben de bitkin oldum. şimdi iyi ama göbeğinde kırmızı döküntüler fark ettim. umarım önemli bir şey değildir. :(

11 Ağustos 2011 Perşembe

DİLLİ DÜDÜK DEFNE!

Şaşırdım doğrusu, Blogcu Annenin oğlu yeni anne diyormuş, sanırım Defne'den 3 hafta büyük. Dedikleri gibi erkek bebekler geç konuşuyor, istisnalar hariç tabii.
Peki şimdi gelelim Defne'nin söylediklerine:
Defneciğim 10 aylıktan itibaren anne diyor, baba diyor, yaklaşık 12. aydan itibaren meme, dede, bebe diyor, 1 ay önce Kaan arkadaşına "Kaa" diyor, Ege'ye Ege diyor, korkunca goookuuummm, çiçek koklayınca kokkkyooo, giggiii (gitti), deeel (gel), çıkkkaaa (çıkar), attiiii, hoççakaall (inanması güç ama gerçek:), mamma, aa süte de nenne diyor ama su demiyor, ıh ıhlıyor! Hatta talimat verince "Dedeee del!" dediği bile oldu babama. oyy minik kuzum benim! Dilli düdüğüm!

9 Ağustos 2011 Salı

Defneli hâller ...

Geçen akşam yemekten sonra yoğurt keyfi yaptı minnoş kızım. Her taraf yoğurt oldu tabii. Ben de iki gün sonra sildim! :) Unutmuşum da! kikikiki!

Oy askılı elbiselerle kolları tam ısırmalık. Zaman zaman kendimi tutamıyor, dişlerimi geçiriveriyorum tatlı, bıdık kollarına; gülüyor minnoş!

Bizim minnoş Defne, kakasını yaptıktan hemen sonra "kakka" diyor. Böylece kakamızı altımızda yıllanmadan temizliyoruz. Böyle olunca acaba klozet aparatı alsam mı diyorum. Ama erkenden başlayıp da işi "bok" etmeyeyim! :)P

Haa bu arada, benim tatlı minnoşum, içinde şu anda onun için zor olan sert sessizlerin bulunduğu "hoşça kal" sözünü acayip tatlı ve de güzel söylüyor. hoççakaal!

29 Temmuz 2011 Cuma

Defne alışverişte!


Benim bıdık kızım kendini kaybediyor mağazalarda!

Defnecik yeni evinde!



Geç oldu ama yeni evimizdeyiz! :) İki hafta oldu taşınalı. Defneciğim de hiç yadırgamadı yeni evimizi! Uykusu bile daha bir düzene girdi şükür! 15,5 aylık Defnecik çok tatlı oldu. Defnece konuşuyor, talimatları alıyor, poposunu sağa sola attırarak dans ediyor; çıngırağını bile sallayınca popoyu sallıyor! :)) Annesi gibi ufluyor o dolgun dudaklarıyla! bir ara kahvaltı yapmıyordu ama şimdi yine eski formunda: iki siyah zeytin, bir yumurta (hemen hemen tamamına yakını), tereyağlı-ballı minik ekmekler ve sabah uykusundan önce 150 ml civarında ılık süt. sanırım yeterli ama peynir yemiyor. Bazen sütlü bisküvi ezmesinin içine labne peyniri katıyorum ya da balı labneyle veriyorum. ha bu arada süzme yoğurda bayıldı! :)) Zaten kek, börek türü şeyleri çok seviyor. Geceleri bazen bir kere uyanıyor, bazen iki kere falan. saniyelik emip uyuyor. Neydi o her saat başı kalkmalar! Çok şükür düzene girdi umarım sabaha kadar uyanmadan uyuduğu günleri de görürüz.
Geçen pazar annemler geldiğinde babama pek bir yanaştı. Çok az görmesine rağmen babamın yanına gidip bacağına kafasını yasladı. Bir ara babam balkondayken "Hadi git dedeye gel de" dedik, gitti pıtır pıtır balkona ve "dedeeee gel" dedi. inanılmaz tatlı ve de bıdık benim kızım.
Gokkoo! (Defnece: Yok, bitti!)
Sonradan hatırlayayım diye neler yapıyor diye yazayım dedim ama aklıma her şey gelmiyor şimdi acele yazarken. Bebeği olanlara söylemek adına da yazıyorum hangi ayda neler yaptı diye. İnsan hemen unutuveriyormuş. Aaa unuttum emziğe fena takığız!
Osilerde közlenmiş mısırı kemirmeye çalışırken...

3 Temmuz 2011 Pazar

HAYDUT DEFNE!

Birkaç gecedir Defnecikte inanılmaz bir enerji hasıl oldu. Koltukların tepesinden inmiyor, ciddi ciddi kızıyorum, bana mısın demiyor; hatta daha da fenası sevimli sevimli gülüp yine yapacağını yapıyor hem de gözümün içine bakarak! Ne yapacağımı bilmiyorum; her şeyi anlıyor ama her şeyi. Niye koltuklara çıkma, düşersin dediğimde anlamazdan geliyor; ben de bunu anlamıyorum işte! Bu akşam olacağı oldu, sürekli üzerindeki gözüm bir anlık kaydığında sen, Allahtan alçak olan koltuktan yere düş! Çok korktuğu ağlamasından belliydi, umarım bir daha yapmaz. O fark etmedi ama üst sağ dişi kanadı biraz, ben de çok korktum umarım dişi sağlam çıkar! Minnoşa emziğini verince sakinleşti, tatlı sesler çıkardı yine, sonra da "neeennni neeenni!" diyerek emme isteğini paylaştı benimle. Ben de onu kıramadım tabii!
Şimdi söyler misiniz bana, ben nasıl "hayır"ı öğreteceğim bu mini minnoşa? Bir daha koltuklara çıkıp tepinir mi dersiniz?

Ha bir de dün Melocuğumun koca yanak kızı Duru'nun alnını karışladı Defnecik! :)) Çok seviyor bebekleri benim minnoşum ama! :))

27 Haziran 2011 Pazartesi

ŞOK HABER!


Dün akşam mutfaktayken ayaklarımı çevirerek dedim ki "Ay, ayaklarım çok ağrıyooorr!" Bunu duyan Defneciğim gelmesin mi gelip de bileklerimi okşamasın mı gelip de bileklerimi öpmesin mi! ooooyyyyy benim biricik kuzuuuummm!


2 Haziran 2011 Perşembe

Adım adım ilerliyoruz!

Defnecik tutunmadan yürüdü bugün! :o)

3 Mayıs 2011 Salı

ANNE DEMEK...

Anne bloglarında yaklaşmakta olan anneler günü vesilesiyle anne olmanın ne demek olduğu deneyimlerden yola çıkılarak kaleme alınmış. Ben de Defneciğimle birlikte geçirdiğim değişimleri şöyle bir düşündüm de tüm anneler için çok benzer şey var yahu! :)

Anne demek;

* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan, şenlik havasına bürünendir.

* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak, sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.

* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak, mısırı tanelere ayırmaktır.

* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.

* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.

* Uyduruk ninni besteleyendir.

* Eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.

* Hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.

* 9 ay karnında taşımak değil, ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

* Çanta hazırlarken önlük eksikmiş diye çocuk odasına gidip etrafa bakınan, ben buraya niye gelmiştim deyip hiçbir şey almadan odadan çıkmaktır.

* Tek önceliği bebeğe tanımaktır.

*Doğumdan sonraki ilk aylarda gecenin bir yarısı uyanıp bebeğini emzirdiğini sanmak ve bebeğim nerde diye telaşa kapılmaktır.

*Çocuğu hakkında yazdıkça mutlu olmak, blog nedir bilmezken blog tutmaktır.

*Sırf bebeği daha uzun süre uyusun diye tüm dünyayı susturmaya çalışmaktır.

*Ortalığın derli toplu ve temiz olmasına dikkat etmesine ve bebeği olduktan sonra her yerde oyuncaklar, bisküvi kırıntıları bulmasına rağmen yine de sakinliğini koruyabilmektir.

29 Nisan 2011 Cuma

Defnecik cik cik cik!

Oy, tatlı minnoşuma da bakın!

Yine o meşhur blog cümlem geliyor: Zaman su gibi akıp geçiyor yahu! Aha da nisan bitti, ayların en güzeli mayıs geldi işte! Bu baharı tam yaşayamadık henüz havalar ısınmadı, minnoşumla yürüyüşlere çıkamadık keyifle. Bir yağmur, bir serinlik ...
Defneciğim Osi ve Gülce'nin aldığı eğitici oyun masasıyla çok eğleniyor. Fisher Price'ın eğitici oyun masası şimdilik daha çok dans etmemize yarıyor. Minnoşun üst sol dişi de kendini gösterdi. Defneciğimin çok şükür huysuzluğu yok ama sanırım iştahı biraz kesildi. Gerçi abur cubur versem ona hayır demiyor ama sanki biraz reddediyor yemeyi, ben de zorlamıyorum. belki diştendir diye. Kendi kendine bir süre ayakta tutunmadan kalabiliyor ve bence o da bundan büyük keyif alıyor.
Benim tombul kuşum sanki söylenen bir şeyi onaylarmış gibi "Di mi Defnecim evet" dediğim zaman tatlı başını aşağı yukarı bir sallıyor ki oy o kafasını yiyip yutmak istiyorum!
Pazartesi gecesinden beri geceleri emzirmeye bir son verdim. Sadece gece yatmadan önce ve hafta sonları her uykusundan önce emziriyorum. Ancak geceleri ağlayarak uyandığında sadece su veriyorum, emziği de düşmüşse verip yatırıyorum. Bakalım şimdilik bir sorun yok. Zamanla alışıp uyanmadan sabaha kadar uyuyacak umarım. Çünkü sanırım geceleri her uyandığında emzirdiğim için alıştı. Emziğe nasıl güle güle diyeceğiz bilemiyorum. Bence görüntü olarak bir sakıncası yok, diş gelişimi ve damak yapısını bozmayacaksa sorun yok. Her kafadan da farklı ses çıkıyor. Valla bilemedim ne etsek!

21 Nisan 2011 Perşembe

GECİKMELİ 1 YAŞ YAZISI!

Çok gecikmeli bir yazı oldu bu! 15 Nisan 2011'de 1 yaşını dolduran mini minnoşum Defneciğim kocamaaaan oldu yahu! 17 Nisan Pazar günü Minasera'da çoook kalabalık (yaklaşık 65 kişi kadar davetlimiz vardı; hepsine geldikleri için teşekkür ederiz; ayaklarına sağlık) bir doğum günü kutlaması yaptık. Biz pek yorulmadık aslında ama sanırım ilk yaş kutlaması olması ve çok kalabalık olmamız nedeniyle Bülocuğumla ben ne olduğunu da tam anlayamadık. Çok güzel, keyifli geçti. Minnoş da hiç sorun çıkarmadı, huysuzluk yapmadı. Pastadan önce kimseye pek gitmedi, anneciği ve babacığının kucağından inmek istemedi. Pastamız geldi ve minnoş heyecanla ilk pastasının tadına tontiş elleriyle bizzat baktı! Sevinçten dört köşe olmuş bir vaziyette etrafındakilere gülücükler dağıtarak, ayakkabısına varana kadar çikolataya bulanarak pastasından bir güzel yedi.
İlk arkadaşımız Kaancık da bizimleydi!
Benim canımın içi biricik tatlı kızım 1 yaşını doldurdu alkışlarla, kahkahalarla ... Bizi de hiç yormadan güzel bir yıl geçirdi. ALLAH BİRLİKTE NİCE MUTLU, SAĞLIKLI YILLAR NASİP EDER UMARIM BİZLERE!
Ağzı çikolata olmuş kuzumun! Oy!
1 yaşının ardından "Defnecik neler yapıyor"a gelince bir iki adım tutunmadan ilerliyor ama popo üstü oturuveriyor. Eline verdiğim salatalık, elma, bisküvi, sigara böreğini burnunu kırıştırarak sevimli sevimli gülerek alıyor ve iki minik dişçiğiyle hapur hupur yutuyor. Annesi gibi abur cuburu pek seviyor pek!
Emziği hâlâ bırakamadık, gerçi bunun için de henüz bir girişimimiz olmadı. Sanırım en kısa zamanda bıraktırmamız gerekecek.
Gece emmelerine de birkaç ay sonra bir son vermemiz gerekiyormuş. Bakalım nasıl uyutacağız.
Eğitici oyun masasında çok güzel oynuyor, müziklere hemen tepki veriyor ve harika dans ediyor benim tatlı fındık kızım.

15 Nisan 2011 Cuma

DEFNECİĞİM BİR YAŞINDAAAA!

1 gün gecikmeli bir yazı!
Daha dün gibi sanki hamile olduğumu öğrenmem, Bakü'deki mide bulantılarım, ne zaman karnım belirginleşecek, sağlıklı doğacak mı, kime benziyor sorularıyla merak dolu ve heyecanlı bekleyişin ardından odaya girmemle birlikte beni hisseden ve ağlayan bebeğim 1 yaşında! Ne mutlu bize! Allah bize birlikte nice sağlıklı , mutlu yıllar bağışlar inşallah! Onun sağlığı, mutluluğu her şeyden önemli. Bi gülüşü yeter her şeye! Hep gülsün inşallah! Hastane odasına ilk girdiğimde ağlayarak "bebeğiiimm" dememle Ozi pek dalga geçip gülüyor ama beni yalnız bırakmayan Pelincim her seferinde gözleri dolu dolu dinler o anı. Duygulanmamak mümkün değil zaten bir bebeğin annesini hissedip de ona gitme isteğine.
Minnoşum 15'inde 1 yaşını tamamladı. Doğum gününü yarın kutlayacağız. Bugün de Yiğit arkadaşının doğum gününe gitti ve tatlı dudakları, şıklığı ve sevimliliğiyle hemen tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Oyun odasında Kaan ve Yiğit'le öyle güzel oynadı ki.
Asıl doğumgünü fotoğraflarını yarın eklerim.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Defnecik kocamaaan oldu!

Yazmayalı ne çok zaman olmuş! Şu saçma sapan kapatma olayının da araya girmesiyle zaten yorgunluktan fırsat bulamadığım blog yazma işi sekteye uğradı.
Halbuki Defnecikle ilgili yazacak ne çok ilk vardı! Hayıflanmak boşa!
Minnoşum artık kendi kendine ayağa kalkıp sıralıyor, birkaç haftaya kalmaz yürür diyoruz. ama elinden tuttuğumuzda biraz tembellik edip oturuyor. Artık iyice cadılaştı, kızıyor, garip sesler çıkarıyor, numaradan ağlıyor ve sevimlilik yaptığını bilerek masucuktan gülüyor hatta kahkaha atıyor. Bakıcımızdan ilk ay memnun kalmasam da, olumsuz yanlarını daha çok görüp yaza devam etmemeyi düşünsem de fikirlerim değişti. Defne de çok seviyor Sema teyzesini, benim kucağımdayken bile ona gidiyor, omzuna başını koyuyor ve bize yaptığı gibi eliyle sırtına pat pat yapıyor. Sevimli ve sıcakkanlı bir çocuk olmasından dolayı çok mutluyum, umarım büyüdükçe değişmez. Şimdi onunla çok oynuyoruz, salon tamamıyla ona ait. Örtüsünü ve oyuncaklarını hiç kaldırmıyoruz. Her şeyi ona göre ayarlamaya çalışıyoruz.
bakalım son halleri nasılmış! :)
çılgın seni! heyyytt!
Çok hareketli çoook! tutabilene aşk olsun!


Ekmeğe bayılıyor!

15 Şubat 2011 Salı

Lolipuuu! Bunlar da benim kalplerim! ;o)

Sevgili arkadaşım Simin, evdeki kalpli objeleri ve hayatının biriciklerini (tabii eş ve çocuk olunca biricik olmaktan çıkıyor aslında anlamsal olarak) paylaşmış. Beni mimlememiş ama olsun ben kendi kendimi mimliyorum. :o)

Belki atladıklarım vardır ve Simin'inki kadar çok değil ama bunlar da benimkiler...

Bardak altlarımız

Buraya aktarınca niye böyle oldu ki acep?


Bu çerçeveyi bir yılbaşında sevgili Berrinciğim almıştı!

Sokak kapımızdaki kalpler

Komik Barcelona fotomuzun üzerinde tutunan kalpçik!

Minnoşumun hoşgeldin şekeri!

Mutfak önlüğümde de varmış!

Banyo paspasımız!

Veee, işte benim biricik tatlı minnoşum pijamalarıyla!

Çağıııılll hadi sıra sende! Ben seni sobeledim; sen de başkalarını sobele! ;o)

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bir Bilen Varsa Söylesin A Dostlar!

Ey ahali! Sorarım size: Bloğumdaki photobucket denen şey de neyin nesi! Fotoğraflarım nereye taşınmış? Ya da daha önce benim sildiklerimi mi diyor? Ne diyor?

24 Ocak 2011 Pazartesi

Bakıcımız değişiyor!

Defneciğim artık tutunarak kalkabiliyor. Yatağında meraklı bakışlarla parmaklıklara asılıp bakıyor minnoş minnoş! :)) Cumartesi günü babacığı minnoşun üstünü örtmek için odasına girince ne görsün? Bizim minnoş kedicik yatağın köşesinde tatlı tatlı oturuyor! :)) Bir daha odasına fotoğraf makinesiyle gireceğiz çünkü bu hâllerini kaçırıyoruz. Ve çok çılgın, çok hareketli artık! :)) Yakalayabildiğimiz birkaç kare fotoğraf
Defneciğimin tatlı hâlleri!

Önümüzdeki hafta yeni bakıcımızla başlıyoruz. Sömestr'e denk gelmesi iyi oldu. Biz Sema Hanım'ı sevdik. Umarım o da Defneciğimizi de çok sever, onunla çok güzel ilgilenir. Sevgi dolu, anaç, duygusal biri izlenimi kazandırdı. Hayırlısı diyelim! Bakalım Defneciğim ne kadar zamanda alışacak! Bu arada kendisinin babaanne, anneanne olarak kabul edilmesini istedi. Umarım aynı sevecenlikle devam eder. Bu işler gerçekten çok zor. Tanımadığınız insanlara bebeğinizi bırakmak zorunda olmak insanın içini burksa da elden bir şey gelmiyor. Necla Hanım gayet sevecen ilgilendi, hakkını helal etmek gerek. Yarı yolda bıraktığı için canım sıkıldı ama belki de Defnecik yeni bakıcısına daha çabuk ve kolay alışacak. Kim bilir!
Defneciğim kitap okuyor.
Hem de çok dikkatli!

15 Ocak 2011 Cumartesi

DEFNECİK 9 AYINI TAMAMLADI!

Zaman ne çabuk geçiyor! İstatistikî bir taramayla biri bloğumu incelese yazılarımda en çok bu cümlenin geçtiği sonucuna ulaşır heralde! :)) Ne yapayım "Zaman çok çabuk geçiyor!" :)) Daha dün gibi geliyor hamilelik, karnımdaki pıtırtılarını ne zaman duyacağım, yüzünü görecek miyiz, acaba gününden önce mi doğacak, doğum nasıl gerçekleşecek diye heyecanla beklerken, 9 ay karnımda taşıdığım miniğim şimdi bizimle 9 ayını tamamladı. Allah ona uzun, sağlıklı ömürler versin. Onunla yaşamak öyle güzel ki. Babacığı da keşke daha önce yapsaymışız niye beklemişiz ki ne güzel ne tatlı bir şeymiş bu diyor ve daha nicelerini istiyor! :)) Bense gül koklamak istemiyorum kızımın üstüne. O hep bebeğim olsun istiyorum, başkalarının bebekleri yanında bile "Büyüdün artık sen, kocaman oldun ama o daha bebek!" demelerini kaldıramayacağım sanırım.

Minnoşum Özlem Teyzesine bayılıyor! Bakalım Duru Hanım gelince ne yapacağız! :)

8 Ocak 2011 Cumartesi

VE KARŞINIZDA DEFNE MİNNOŞUUU! HUUUUU!

İşe başlayalı yazmayı da ihmal ettim. 20 Aralıktan beri neler oldu Defneciğimin hayatında, girip de yazmadım, diye çok hayıflanıyorum aslında. Şu kısa zaman diliminde olan biteni de zar zor anımsayabiliyorum, arada kaçırdıklarım da olacak şimdi, pof!
Minnoşum artık emekliyor, komando gibi, hele de emziği görüş alanındaysa hızını kesene aşk olsun! Bilinçli diyor mu bilmiyorum ama acıktığında hep mammaaa, mammaaa diye, uykusu geldiğinde nennii nenniii diye ağlıyor benim mini minnoş kızım! Uuuuyyy! Bababababa diyor, ama henüz babaya seslenerek söylemedi. :) geeee geeee, veee veee diyor! Annniii, diyor, kucağıma atılıp boynuma sarılıyor, hatta bazen boynumu, omzumu, yanağımı kokluyor içine çeke çeke. İyice alıştı, bağlandı kerata bana!
Bakıcıdan söz etmedim ona bile fırsatım olmadı ne yazık ki! Şimdi gündemde şubattan sonra ayrılma durumu olunca çok da söz etmek gelmiyor içimden. Ona dair bir şeyler yazmak istemiyorum. Sadece içimde kalmasın diye iki laf edeyim: Bizden yana ve Defne'den yana sıkıntısı olmadığını söylüyor, sadece fizik tedavinin ardından iyileşme olmadığını dile getirip ayrılabileceğini belirtti. (yaklaşık 8,5 kilo taşıdığı için zorlandığını söylemiş kızı ona; kendisi niye daha önceden bunu düşünmedi enteresan!) Ben de yüzümden duygularımı hemen belli eden biri olduğum için çöktüm tabii, biraz mesafeli konuşmaya başladım, evde raporlu olduğum için (gripten mütevellit) o gün Defne'yi iki kere ben uyuttum ve pıt diye uyudu minnoşum (böyle de rahat, uslu bir bebek!) Neyse sonra ben üzülünce o da üzülmüş, henüz karar vermemiş falan feşmekan! Bir kere aklına düşmüş bir, ikincisi bana söylemişse bitmiştir artık!
Yarın emekli öğretmen bir bayanla tanışıp konuşacağız. Umarım hayırlı olur!
Gerçi başlıkta ne demişim nelerden söz etmişim!
Neyse araya girmişti bu mesele, bu kadar söz etmek yeter.

Aralık ve ocak ayında çoğunlukla video çekimi yapmışım; fotoğraf çok az var. O yüzden koyduklarım kasıma ayına ait olabilir. (Fotoğraf koymama kararımdan caydım sanırım! Öncekiler de güme gitti! :( Blogcu Anne sağolsun!)

Kasım ayından birkaç foto...

Tatlı kızım ve tatlı Çağıl Teyzesi

Minnoş kızım ve tatlı teyzeleri

Japon bebek!