Lilypie First Birthday Şeritler

20 Mart 2010 Cumartesi

35. hafta

35. haftadayız bugün kontrolde yine tam göremedik bebişin yüzünü. Çok az yandan tombiş yanaklarını ve dolgun dudaklarını bir de dombik burnunu görebildik şöyle böyle. Bugün NST'ye bağlandım. Bilmeyenler için açılımı "nonstress test" olan NST bebeğin hem kalp ritmini ölçmek hem de herhangi bir strese maruz kalmadan annenin kasılmalarını ölçmek için yapılan bir test. Bebiş 2900 gr. olmuş nazar değmesin. Artık haftada bir kontrole gideceğiz.



12 Mart 2010 Cuma

34. haftaaaa!

Zaman ne çabuk geçiyor. 34. haftaya bugün itibariyle girmiş bulunmaktayım. Zamanın geçmesi bebeğe kavuşmanın da yaklaştığını çağrıştırdığı için mutluyum ama ömrümüzden gidiyor, bu da iyi bir şey değil. Yukarıdaki fotoğrafta güzel çıktığımı sanmıştım ama yanılmışım! :)P
Yine de hamile hâlimi görenler kilo almadığımı, gayet güzel göründüğümü söyleyince çok mutlu oluyorum. Dün Meloş'la Gordion'da dolaştık; Starbuck's'taki görevli bayan beni durdurup ne kadar güzel bir hamile olduğumu söyledi; 5-6 aylık olduğumu sandı, 8. ayın içinde olduğumu söyleyince bir de göbeğime bakınca çok şaşırdı. Hamileyken güzel görülmek çok hoş! :) Yine yürürken üç kız arkadaş heralde benden söz etmiş olacaklardı ki bi tanesi "Neresi kalın ki?" diye sordu arkadaşlarına göbeğim kabara kabara yürümemi sürdürdüm. :)

Bu arada yukarıdaki barda bebiş ters dönmüş, bakınız! Çok az kaldı çoook! Dün minişin pitirciklerini yıkamaya başladım ama daha çoook var. Zeyno'nun gönderdikleri de bir sandık neredeyse! Ama onları yıkamak, mis gibi asmak çok hoşuma gidiyor. Aaa bir de ütülemek gerek! Çoook çalışmam gerek çoook!

Sonunda Pelin sağolsun battaniyeyi nasıl bir düzende birleştireceğime karar verdim. Umarım cumartesi günümüzde Aylin abladan öğrenirim birleştirme işini. En kısa zamanda bitirip buradan da gösteririm.

not: Bu arada fotoğrafta iki bacağım birden görünüyor, yani o kadar bile kalın değil bi kere! :)P

9 Mart 2010 Salı

Nocturne in C-Sharp Minor by Frederic Chopin

http://www.webloader.org/the-pianist-soundtrack-main-theme-nocturne-in-c-sharp-mnr/q-RFgtb0FUSnpkT0k=


"The Pianist" filminden ve de soundtrack'inden çok etkilenmiştim. İçe işleyen bu eseri burada paylaşırken "nocturne" ne demek diye merak edip araştırınca genelde minör tonlarda bestelenen klasik eser türü olduğunu, anlamının gece müziği olduğunu, genelde piyano eserleri için kullanıldığını öğrendim.Chopin'in nocturneleri ünlüymüş. Girişi akorlu, daha sonra trilleri olan bu klasik eserde bir saniyeye 32 nota düşmekteymiş. Ne müthiş!


Itzhak Perlman


http://www.webloader.org/itzhak-perlman-schindler-s-list/q-MXFMZVBobS14R3M=


Cemre'den: Elimizde Kalanlarla...

18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı.

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici aletler vardır ve ancak koltuk değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek için acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar… Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

O güne kadar, izleyiciler bu rituele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken ve bacaklarındaki klipsleri açıp çalmaya hazır olana kadar inanılmaz bir sessizlikle beklerler.

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha birkaç satırı çalmıştı ki kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, o sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkânsızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da…

O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler :
" Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi, yeni bir keman bulması veya yeni bir tel takması gerekecekti."

Ama o öyle yapmadı. Bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra Şef'e yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkânsızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti. Onu parçayı kafasında kurgularken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri neredeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemanından, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...

Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalkıp, tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Herkes ayaktaydı, bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiklerini, beğendiklerini anlatacak her türlü hareketi yapıyorlardı.

Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak seyircileri susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi :
" Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...."

Bu ne güçlü bir cümledir. Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır(sadece sanatçılar için değil hepimiz için ) Burada, tüm yaşamını bir kemanın 4 teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasında kendini sadece 3 tel ile bulan bir adam vardır. Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayı seçer ve o gece yaptığı, sadece 3 telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı, 4 teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdı.. .

O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır; önce elimizde olan her şeyle ; ve daha sonra bu artık imkânsız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla…

7 Mart 2010 Pazar

popo


Yok biz bu kızın yüzünü anca doğumdan sonra göreceğiz. Göstere göstere poposunu gösterdi! Neyse sağlıklı olsun da göstermesin yüzünü. 33. haftasında 2400'ü geçmiş bebiş. Artık iki haftada bir gideceğiz doktora. Gün sayıyorum, takvimde geçen günleri çiziyorum, çok heyecanlıyım çook!

Dün Mesa'daki normal doğum eğitimine gittik; ama zaten anlatılanlar ben internet ve dergilerden merak ettiklerimi okuduğum, her haftamı ve doğumla ilgili birtakım bilgileri takip ettiğimden benim için yeni öğrenilmiş şeyler olmadı. Ama öğrendiğim en önemli ve gerekli bilgi 37. haftadan itibaren abartmadan yenen hurmanın rahat ve kolay bir doğum için yararının olduğu. Eğer bu haftadan önce yenirse erken doğum riskini artırdığı da belirtildi , ben de buradan söyleyeyim.


3 Mart 2010 Çarşamba

dergiler, dergiler...

Bebek ve hamilelik dergilerinin mart sayılarını topladım yine. "Bebeğim ve Biz" dergisinin hediyesi olan Lamaze felsefesiyle ilgili kitaba çok sevindim. Kitapçık normal doğum için gerekli bilgileri içeriyor. 4-5 dergi birden alınca hangisinden başlayacağımı bilemiyorum, dergi okumak pek keyifli. Cumartesi sabah kontrol var, umarım bebiş yüzünü gösterir. 10.00-13.00 arası da normal doğum eğitimine gideceğiz Mesa Hastanesinde. Oradaki deneyimlerimi de paylaşacağım.

2 Mart 2010 Salı

minişin battaniye parçaları

İşte bunlar da minişime ördüğüm battaniyenin parçaları. Umarım doğumdan önce bitiririm. 32. haftamı sürdüğüm şu günlerde çok şükür bir yaramaz durum yok. Artık bahar da geldi; yani bana göre martla birlikte gelmiş bulunmakta. Hem bahar iyice yaklaştığı için hem doğuma az kaldığı için çok heyecanlı ve mutluyum. lal lal laaa lal lal laaaaa...

Dün hemen hemen tüm günüm öğretmen alımı için ilan veren okulların başvuru formlarını doldurmakla geçti. Bakalım iyi haberleri burada da paylaşırım. Her şeyin hayırlısı olsun diyorum. Ve kısa bir süre sonra battaniyenin tamamlanmış hâlini de göstermek ümidiyle...