9 Mart 2010 Salı

Itzhak Perlman


http://www.webloader.org/itzhak-perlman-schindler-s-list/q-MXFMZVBobS14R3M=


Cemre'den: Elimizde Kalanlarla...

18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı.

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici aletler vardır ve ancak koltuk değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek için acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar… Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

O güne kadar, izleyiciler bu rituele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken ve bacaklarındaki klipsleri açıp çalmaya hazır olana kadar inanılmaz bir sessizlikle beklerler.

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha birkaç satırı çalmıştı ki kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, o sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkânsızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da…

O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler :
" Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi, yeni bir keman bulması veya yeni bir tel takması gerekecekti."

Ama o öyle yapmadı. Bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra Şef'e yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkânsızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti. Onu parçayı kafasında kurgularken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri neredeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemanından, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...

Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalkıp, tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Herkes ayaktaydı, bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiklerini, beğendiklerini anlatacak her türlü hareketi yapıyorlardı.

Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak seyircileri susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi :
" Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...."

Bu ne güçlü bir cümledir. Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır(sadece sanatçılar için değil hepimiz için ) Burada, tüm yaşamını bir kemanın 4 teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasında kendini sadece 3 tel ile bulan bir adam vardır. Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayı seçer ve o gece yaptığı, sadece 3 telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı, 4 teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdı.. .

O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır; önce elimizde olan her şeyle ; ve daha sonra bu artık imkânsız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla…

Hiç yorum yok: