Lilypie First Birthday Şeritler

15 Ocak 2011 Cumartesi

DEFNECİK 9 AYINI TAMAMLADI!

Zaman ne çabuk geçiyor! İstatistikî bir taramayla biri bloğumu incelese yazılarımda en çok bu cümlenin geçtiği sonucuna ulaşır heralde! :)) Ne yapayım "Zaman çok çabuk geçiyor!" :)) Daha dün gibi geliyor hamilelik, karnımdaki pıtırtılarını ne zaman duyacağım, yüzünü görecek miyiz, acaba gününden önce mi doğacak, doğum nasıl gerçekleşecek diye heyecanla beklerken, 9 ay karnımda taşıdığım miniğim şimdi bizimle 9 ayını tamamladı. Allah ona uzun, sağlıklı ömürler versin. Onunla yaşamak öyle güzel ki. Babacığı da keşke daha önce yapsaymışız niye beklemişiz ki ne güzel ne tatlı bir şeymiş bu diyor ve daha nicelerini istiyor! :)) Bense gül koklamak istemiyorum kızımın üstüne. O hep bebeğim olsun istiyorum, başkalarının bebekleri yanında bile "Büyüdün artık sen, kocaman oldun ama o daha bebek!" demelerini kaldıramayacağım sanırım.

Minnoşum Özlem Teyzesine bayılıyor! Bakalım Duru Hanım gelince ne yapacağız! :)

8 Ocak 2011 Cumartesi

VE KARŞINIZDA DEFNE MİNNOŞUUU! HUUUUU!

İşe başlayalı yazmayı da ihmal ettim. 20 Aralıktan beri neler oldu Defneciğimin hayatında, girip de yazmadım, diye çok hayıflanıyorum aslında. Şu kısa zaman diliminde olan biteni de zar zor anımsayabiliyorum, arada kaçırdıklarım da olacak şimdi, pof!
Minnoşum artık emekliyor, komando gibi, hele de emziği görüş alanındaysa hızını kesene aşk olsun! Bilinçli diyor mu bilmiyorum ama acıktığında hep mammaaa, mammaaa diye, uykusu geldiğinde nennii nenniii diye ağlıyor benim mini minnoş kızım! Uuuuyyy! Bababababa diyor, ama henüz babaya seslenerek söylemedi. :) geeee geeee, veee veee diyor! Annniii, diyor, kucağıma atılıp boynuma sarılıyor, hatta bazen boynumu, omzumu, yanağımı kokluyor içine çeke çeke. İyice alıştı, bağlandı kerata bana!
Bakıcıdan söz etmedim ona bile fırsatım olmadı ne yazık ki! Şimdi gündemde şubattan sonra ayrılma durumu olunca çok da söz etmek gelmiyor içimden. Ona dair bir şeyler yazmak istemiyorum. Sadece içimde kalmasın diye iki laf edeyim: Bizden yana ve Defne'den yana sıkıntısı olmadığını söylüyor, sadece fizik tedavinin ardından iyileşme olmadığını dile getirip ayrılabileceğini belirtti. (yaklaşık 8,5 kilo taşıdığı için zorlandığını söylemiş kızı ona; kendisi niye daha önceden bunu düşünmedi enteresan!) Ben de yüzümden duygularımı hemen belli eden biri olduğum için çöktüm tabii, biraz mesafeli konuşmaya başladım, evde raporlu olduğum için (gripten mütevellit) o gün Defne'yi iki kere ben uyuttum ve pıt diye uyudu minnoşum (böyle de rahat, uslu bir bebek!) Neyse sonra ben üzülünce o da üzülmüş, henüz karar vermemiş falan feşmekan! Bir kere aklına düşmüş bir, ikincisi bana söylemişse bitmiştir artık!
Yarın emekli öğretmen bir bayanla tanışıp konuşacağız. Umarım hayırlı olur!
Gerçi başlıkta ne demişim nelerden söz etmişim!
Neyse araya girmişti bu mesele, bu kadar söz etmek yeter.

Aralık ve ocak ayında çoğunlukla video çekimi yapmışım; fotoğraf çok az var. O yüzden koyduklarım kasıma ayına ait olabilir. (Fotoğraf koymama kararımdan caydım sanırım! Öncekiler de güme gitti! :( Blogcu Anne sağolsun!)

Kasım ayından birkaç foto...

Tatlı kızım ve tatlı Çağıl Teyzesi

Minnoş kızım ve tatlı teyzeleri

Japon bebek!

25 Aralık 2010 Cumartesi

Defnecik emekliyor!

Defneciğim 9. ayını sürerken yerlerde de sürüklenmesi devam ediyor. Bugün epey emekledi. İlk sözcükleri baaabaa baa baaa ve mamaamamaa! :o) Sanırım babasına ve boğazına pek düşkün olacak! :)
Çok yorgun olduğum için daha fazla yazamayacağım, kafamı toparlamam çok zor!

12 Aralık 2010 Pazar

Minnoşumun ilk karı! (gecikmeli bir yazı!)

Bu yılın ve de minnoş kızımın ilk karı fena yağdı! Uzun bir süredir kış geç gelir, yılbaşında kar yağmaz, bahar da geç gelirdi. 2 gündür yağan kar Ankara'yı pofidik kara bürüdü. Hava da epey soğuk, evde bile çok üşüyorum. Cumartesi sabahı minnoşumla karın yağışını izledik. Oy tatlı kuzum benim! Yaklaşık bir haftadır daha bi tatlı oldu! babababa hecesini diline pelesenk etti. Yaklaşık 10 gündür de dört ayak üstünde duruyor, iki dizini hop diye yavru tavşan gibi öne zıplatıyor sonra da tatlı tatlı yaylanıyor minnoş poposuyla! Oyyyyy pek tatlı oluyor öyle! Henüz emeklemeye dair bir gelişme yok, yaylanıyoruz biz! :) Fındık kızım sırt üstü yatıp ayaklarını yukarı kadar kaldırıp pat pat yere vurmaya da bayılıyor ve tavana bakıp kıkır kıkır gülüyor!
Tabii bir de sürekli beni istemeleri var ki bu hem güzel hem de çok sıkıcı ve de boğucu! Daral geliyor bazen, "off!" diyorum, bazen kızıyorum da sonra öyle tatlı tatlı bakıyor ki özür diliyorum minnoşumdan, öpüp kokluyorum onu! ooyy kuzuuum!

5 Aralık 2010 Pazar

Düz Liseler Anadolu Lisesi Olacakmış!

Ben anlamıyorum bu zihniyeti! Ne yani şimdi ad değiştirildiğinde kalite yakalanmış mı olacak? Düz liselerde kaliteli eğitim verilsin, eğitim ortamları çağdaş hâle getirilsin, dersler verimli geçsin, "yabancı dil eğitimi" -yabancı dilde eğitim değil!- hakkıyla verilsin, sınıf mevcutları belli bir sayının üzerine çıkmasın ... Elbette bunlar beklenen şeyler. Ama adı üstünde olan Anadolu liselerinin niteliği de bozulmasın. Son yıllarda sanki pek çok Anadolu lisesi kalitesinden, öğrenci ve eğitimci profilinden uzaklaşmaya başladı gibi bir izlenim var bende. Ve kesinlikle Anadolu öğretmen liseleri yeniden canlandırılmalı. Ben Hasanoğlan'da ilk göreve başladığımda Hasanoğlan Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesinde de görevlendirilmiştim. Ve kesinlikle orada daha mutluydum. Benim çalıştığım zamanda da eski hâlinden eser yoktu ama yine de iyi bir eğitimin verildiğinden şüphem yoktu. -Arada böyle öğretmen, öğrenci ya da yönetici mi olur dediğim kişiler de yok değildi hani!-
Okulun ilk kuruluş ve parlak yıllarında öğrenciler kendi sıralarını ağaç atölyesinde kendileri yaparmış, müzik derslerinde keman eğitimi bile verilirmiş; hatta Âşık Veysel müzik dersi vermiş, ne harika! Köy enstitüleri ülkenin kalkınmasında en önemli rolü oynayan kurummuş o vakitler. Köylerde yaşayan, yetenekli ve zeki çocukların çok yönlü bir eğitimle donanarak kendileri gibi bireyler yetiştirmek üzere köylerine dönebildiği güzel, umutlu günler... Şimdi hayal gibi!
Ben orada çalışmış olmaktan dolayı son derece gururluyum. Keşke şimdi tüm okullar bu kalitede olsa...


İzlemediyseniz mutlaka izleyin! Ah, lütfen zamanınızı ayırın ve sonuna kadar izleyin.




21 Kasım 2010 Pazar

DEFNECİK NELERİ SEVİYOR, NELERİ SEVMİYOR?

Kucakta hop hop hoplatılmayı çok seviyor, kıkır kıkır gülüyor!
Eti Cici Bebeli kayısı püresini pek severek yiyor!
Eti Cici Ekmeği kıtır kıtır yemeyi çok seviyor ve yerken de keyifli keyifli mırıldanıyor!
Oyuncak cep telefonunu yemeyi çok seviyor!
Mama önlükleriyle oynamayı seviyor!
Pilav yemeyi, yoğurt yemeyi sevmiyor! :(
Üstünün değiştirilip giysi giydirilmesini sevmiyor, ağlıyor kısa süreli!
Bıcı bıcı yapmayı seviyor! :)
Kabak seviyor!
Sabah uyandığında onunla konuşulmasını seviyor!
Pencereden bakıp "güle güle kuşlaaar!" diyerek el sallamayı çok seviyor! :))
Parıltılı takılara bayılıyor!
Dışarıda gezinti sırasında ağaçların yapraklarının hışırdamasını çok seviyor!
Beceremese de su içmeyi seviyor!
Emziksiz uyumayı sevmiyor!
Kumaş kitaplarını seviyor!
Aydınlatmalara bakmayı seviyor!
Aynada kendine bakmayı seviyor! :)
Muz yemeyi seviyor!



20 Kasım 2010 Cumartesi

Blogdan Fotoğraflarımı Sildiğim için Fotoğraflı Yazılar Artık Çok Renksiz!

Linkli yazılarım fotoğraflı görünse de fotoğraflar yok. Ne yazık ki fotoğrafları silmiştim. Blogcu Anne'nin yazısından dolayı ben de sileyim bir önlem olarak demiştim. İşgüzarlık mı yaptım ne? :(