23 Ocak 2010 Cumartesi

Tarih 13 Ağustos 2009 Perşembe

27. haftaya geldiğimizde bebişimizin 1217 gram olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Çok sevinçliyiz. :) gittikçe daha da etlenip butlansın, dombilicik olsun! Bu kontrolde bize yüzünü göstermedi hiç ama olsun. Bugün karnımın iki tarafından da epey tekmeleyip yumrukladı. Sevgili kocacığım bu anları yaşadığımız için "Ne şanslısınız!" diyor. Evet isteyen herkes bu şansı elde eder umarım, gerçekten insan kendini bambaşka hissediyor. :)

Tabii ben şimdi ekranın karşısında nasıl anlatsam nerden başlasam diye düşünüp duruyorum. Geriye dönük yazmada ne kadar başarılı olacağımı bilmiyorum.

Tarih 13 Ağustos 2009 Perşembe. Bu tarihin canım ablamın doğum günü olmasının dışında hayatımda başka bir önemi daha var artık. Çektirdiğim üst 20'lik dişimde beliren kemiksi dokuyu aldırmak için dişçiyi aradım ancak ya hamileysem diyerek hemen eczaneden bir test alıp yaptım. İlk şerit kırmızı tamam ama ikinci şerit çok açık pembe de olursa kabulmüş ama ben emin olamadım acaba gözüm ilk şeritteki kırmızıdan etkilendi de onu öyle görmek istediğim için mi falan diye. Heyecanla doktorum Sibel Hanımı aradım.
- Alo, Sibel Hanım?
- Buyrun benim.
- Aaaa, şeyy ben eczaneden hamilelik testi alıp yaptım ama ikinci şerit çok açık pembe de olsa "gebesiniz" yazıyordu. Ama ben emin olamadım ...
- Eee TRT'den mi ? Ben sesinizi alamadım ...
- Aaa evet ben bi ara dublaj için gelmi .... AAAAAAA! Siz Fırat ...'ın annesisiniz. Ay çok pardon hay Allah ben sizi şey sanmıştım , heyecandan tüh ! ...

Gerçekten çok komikti ilk öğrenen de beyciğimden önce bir öğrencimin annesi olmuştu. Ne şapşalım yaaa! :))))

Bu girizgahın ardından doğru kişiyi arayarak durumu açıkladım o da kan testi yapmamız gerektiğini söyledi. Hastaneden de dişçiden de randevu alarak o gün ya da ertesi gündü sanırım önce hastaneye gittim kan verdim. Sonucu aldığımda çok heyecanlıydım ve bu heyecanımı yine alakasız biriyle paylaştım. Sonucu bildiren hastane görevlisiyle! :)P Elime aldığımda kâğıda baktım ama negatif, pozitif, hamilesiniz, gebesiniz, yüklüsünüz, iki canlısınız türünden bir şey yazmıyordu. E ben de hâliyle görevliye sordum.
- Ya pardon ben burdan bi şey anlamadım.
- Hamilesiniz.
- A a! Gerçekten mi? Aaa çok sevindim aslında bebek düşünüyorduk ama şimdi böyle duyunca ne biliim ...
türünden abuk ve gereksiz konuşmalarımdan birini daha yapmıştım! :))) ilahi !gene ne şapşalım demekten kendimi alamayacağım. 13-14 Ağustos 2009'da 4-5 haftalık hamile olduğumu öğrenmiş oldum ve fakat ne yapacağımı bilemedim. Beyciğime o an mı söylesem eve gelince mi falan fıstık derken aramış bulundum ve ne diyeceğimi bilemeden ve dan diye hamile olduğumu söyledim heyecansız, öylesine, çok hazırlıksız. Zaten canım benim bir süre algılayamadı, telefonda saçma ve anlaşılmaz bir şekilde durumu açıklamaya çalıştım. Doktorum henüz erken gebelik olduğu için dış gebelik, boş gebelik gibi olumsuz durumlarla karşılaşma durumunda hayal kırıklığına uğramayalım diye olsa gerek ultrasona girmekten söz etti ama biz tekrar Bakü yollarında olacağımız için bunu dönüşe ertelemeyi kararlaştırdık. Tabii yaklaşık bir ay boyunca "acaba var mı bir şeyler, hissettiklerim, yaşadıklarım psikolojik mi?" düşünceleriyle haşır neşirken hamile oluşumu kutlayamadık, sevincimiz acuk kursağımızda kaldı. Aslında sürekli uyku hâli, 6. hafta başlayıp 9. haftaya kadar süren (ne kadar kısaymış bana çok uzun gelmişti) mide bulantıları, kusma, özellikle yağlı yiyeceklere, etlere, parfümlere karşı gelişen tiksinme hissi çok belirgin sinyallerdi ama biz yanılıp da düş kırıklığı yaşamayalım diye kendimizi kaptırmadık yine!

17 Eylül dönüşümüzde önce uçakla İstanbul'a, oradan bozulan kaputun yarım saat tamiri ardından bu sefer karayolunda uçmak suretiyle Ankara'ya saat 16.00'da doktorumuzla randevuya -ne akla hizmet o saate aldıysam!- yetişebildik. Hem de tam saatinde. Yolda sadece benim sıklaşan tuvalet molalarım dışında hiç durmadık. Ultrasona girdiğimizde minnacık bir karartı bizi bekliyormuş! O an bir bağ kuramadım, bu tür duygusal anları hiç kaçırmadan sulu sepken olan ben gayet soğuktum. Kendimizi o kadar alıştırmışız ki kaptırmamaya, ondan olsa gerek.

Ankara'ya dönmenin rahatlığıyla beni yeşile büründüren mide bulantıları, kusma ve tiksintiler bir nebze olsun azalmıştı, ancak tümüyle de geçmemişti. Neyse ki toplamda 3-4 hafta sürdü. Sadece canım kocacığımın "Aaa ben de kullanırım, pek güzelmiş mmmm." dediğim parfümü hâlâ midemi feci bulandırıyor. Tabii Bakü'deki hâlimi düşünmek bile istemiyorum ama neler olmuş diye ileride eksiksiz hatırlamak üzere not düşmemde fayda var kanaatindeyim, zira sorduğum kişiler neler yaşadıklarını tam olarak hatırlayamıyor. Mide bulantılarının başladığı 6. haftadan itibaren gün içinde sadece peynir, domates, ekmek yedikten sonra onları Bakü kanalizasyonuna gönderiyordum. Ardından akşam üzeri bir şeftali yiyerek günü kapatıyordum. Hatta iki gün üst üste sadece bayat bir küçük ekmek parçası ve suyla durmuştum. TV karşısındaki koltukla özdeşleşmiştim. Offf ne sıkıcı günlerdi. Bu yüzden Bakü aklımda hep mide bulantısı olarak kalacak. Aa tabii beyaz leblebiyi, peksimetleri de unutmayayım. İşte hepi topu bu saydıklarımla 3-4 hafta beslenmeye çalıştım. Neyse ki bebeğe o dönemlerde zararı yokmuş yiyememenin.

Tüm bunların dışında bir iki aylığına da olsa gurbette kalmak, tam olarak emin olamasak da hamile olduğumu dönünce söyleme kararımızdan dolayı yakınlarımla durumumu paylaşamamak gerçekten canımı sıkmıştı. Ama şimdi burada tüm bunları anlatırken bebeğimin içimde pıtırtılarını hissederken çok şanslı olduğumu düşünüyorum. İsteyen herkes çocuk sahibi olsun dileğimi yineleyerek bugünlük bu kadar diyorum! :)



4 yorum:

Alp dedi ki...

Ne guzel yazmissin, her kelimeyi okurken gozumde canlandi mimklerin, belki de yazma isini ciddiye almalisin hm?

çitlembik dedi ki...

ay canım alpçiiim aslında zaman zaman ben de düşünüyorum ama çok da güvenemiyorum kendime. ablamlar da söylüyor ama. aslında üstüne gitmek gerek. şu an vivaldi dinliyoruz bebişimle. çok güzel!

cakiltasi dedi ki...

çitlembiğim:)
ohhh şöyle kendine geldin de yazmaya başladın ne iyi ettin. öyle takip edilmiyorum niye yazıyım filan diye hayal kırıklığına uğrama sakın. her şeyden önce kendin için yazıyorsun. burası adı üstünde günlük. eski yıllardaki günlüklerimizi düşün.

bulantılar ne kötü yapmıştı di mi:) ne kadar kısa sürmüş halbuki. zaman geçince dışardan bakınca farkediyor insan.

çitlembik dedi ki...

valla ya öyle canım benim her sıkıntımız böyle kısa sürer ve biter inşallah!
çok öptüm!