Lilypie First Birthday Şeritler

28 Şubat 2013 Perşembe

tekrar yazmaya baslamaliyim!

Çoook uzun zaman sonra bacaklarimin arasinda ALi debelenirken yazmaya calisiyorum. Defne 1,5 ay sonra 3 yasinda, Ali 2 ay sonra 1 yasinda olacak. iKi küçük cocukla hayat daha da zorlayici oluyor bazen. Çoğu zaman gürültü patirti arasinda geçiyor gunlerimiz. Ama herkesin dediği gibi birkaç seneye kalmadan rahatlayacagiz. Defne krese gittiğinden beri çok daha iyiyiz. eğer evde olsaydi  Ali'ye rahat vermeyecekti, biz de ona yüklenecek dur sus vurma sarsma vs. diyerek harap olacaktik . hepimiz için çok dogru bir karar oldu . ilk zamanlar " ayy çok küçük vs." diyerek sinirimi bozmuştu sanki biz bilmiyoruz! Kesinlikle boyle konularda özellikle bazi büyüklere kulak asmamak gerek. Defnecik de çok mutlu , zorlu gecen ilk iki aydan sonra okulu öğretmenlerini arkadaslarini  çok seviyor. Pek cok sarki, ingilizce pek çok sözcük ogrendi , renkleri, sayilari öğrendi ve dahasini... 2,5 yas erken değil yani! Simdilik bu kadar Ali uyurken uyumak istiyorum meryem bugün yok sonra rutinlerimizi gelişmeleri yazarim ayrintili.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Ali Bebek Bizimle!

9 aylık uzun ve bu sefer yorucu yolculuk sonucunda Ali bebeğimizi sağlıkla kucağımıza aldık çok şükür. O kadar minik ki! İnsan unutuyor her şeyi. Defne bu kadar küçük değildi gibi geliyor bana ; sen unutmuşsundur o da minicikti diyorlar. Üstelik aradan sadece iki yıl geçti. 
İlki acil sezaryen olduğu için bu da sezaryen oldu. Ama bu sefer ameliyattan sonra ilki kadar rahat olamadım. Bi kere narkozun etkisinden kolay çıkamadım. Aşırı gergin ve sese karşı fazla hassastım. Sanki karabasan çökmüş gibiydi üzerime. Ama her şeye rağmen elbette şükrediyorum bebecik de ben de çok sağlıklıyız. Sadece iki gün boyunca hastanede sürekli önceki ameliyatla bunu karşılaştırıp durdum. Neyse geçecek tüm bunlar.
Defneciğe gelince... Henüz tam algılayamadı ama beni üzen şey onun bana fazla yaklaşmıyor olması. Ben bebeği emzirirken öyle bir bakıyor ki ağlayasım geliyor. Umarım en kısa zamanda alışır ve ben de kırkımı atlattıktan sonra ona daha fazla zaman ayırabilirim. Şimdilik bu kadar yazıyorum .

29 Mart 2012 Perşembe

34 hafta 2 günlük hâller...

Bu demek oluyor ki 34. haftayı geride bırakıp 35. haftadan 2 gün almışım. Doğuma çok az kaldı. Neredeyse bir aydan az bir süre var. Defneciği zorunlu olarak sezaryenle dünyaya getirdiğimiz için iki numara da sezaryen olacak. Tarih henüz tam kesin olmasa da 26 Nisan Perşembe gibi görünüyor. İkisinin arasında 11 gün olacak. İleride doğum günü kutlamaları için işimiz var!
Şu son ay kendimi çok ağır ve çabuk yorulur hissediyorum; nefesim çok sık kesiliyor. Bebeğin hareketleri de çok sert ve de yoğun. Tabii bunun sağlık göstergesi olması şikayet etmemi engelliyor. Defne'de bu kadar çabuk yorulmaz, nefes nefese kalmazdım, daha zinde ve hafiftim. Çok şükür bir sıkıntımız yok; bunlar geçici rahatsızlıklar...

Hastane çantasını bugün hazırlamaya başladım. Bu sefer Mesa'da doğum yapacağım. Epidüralden emin değilim; 7 Nisan'daki kontrolde anestezistle görüşeceğiz, bakalım fikrim değişecek mi?

Bu arada ikinciyi düşünen herkese söylediğim şudur ki: İlk çocuk tuvalet eğitimini tamamlamadan, kendine kendine düzgünce yemek yemeyi beceremeden, ağlayarak derdini anlatma dönemini geçirmeden, tam olarak diyaloğa geçmeden ikinciyi düşünmeyin bile. Şu sinir bozucu 2 yaş sendromu denen şey benim tam hamileliğime denk geldiği için çok zorlandım ben. Sinirlerime hakim olamayıp çocuğu da etkiledim hatta karnımdaki bebeği de olumsuz etkiledim diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sonra çok pişman oluyorum, kızıyorum kendime, sabretmeyi becerebilmek istiyorum, ama çok kolay olmuyor hamileyken.

Bakalım bebek gelince ne yapacağız?

31 Ocak 2012 Salı

Defne'den yeni inciler...

Artık kakasının geldiğini söyledikten sonra benden köşe bucak kaçıyor ve altını açtırmak istemiyor. Benim için oldukça zor bir durum bu. Ben de sakinleşene kadar yaklaşmıyorum hiç ve onu kandırıp açmaya çalışıyorum yine de zor oluyor çünkü direniyor. İki gündür de altını açmak istediğimde "ı ıh kaka minim, minim kakam" diye itiraz ediyor altının açılmasına. Güler misin ağlar mısın durumundayım.
Yarın temizlikçim Meryem bakıcı olarak başlayacak; umarım her şey çok daha rahat olur benim için. Defne onun peşinden "Maaynem, Maaynem" diyerek gidiyor; doğduğundan beri ona çok alışkın. Sağolsun Meryem de çok güler yüzlü, Defne'yi çok seviyor. Umarım hepimiz için en hayırlısı olur.
Yabancı uyruklu bakıcıların çalışma koşullarının da zorlaştırıldığını duyunca İrina'nın gitmesini hayır olarak nitelendiriyorum.
Defneciğim 21,5 aylık oldu.
Ben de 27. haftaya girdim. Muhtemel doğum tarihi 8 Mayıs ama sezaryen olacağım için Nisanın son haftasına denk gelecek sanırım.
İkinci hamileliklerde daha az heyecanlı olunduğunu duymuştum ama ben kendime pek dikkat de etmiyorum. Bir kere kötü besleniyorum. Defne'ye hamileyken hayatımın en sağlıklı dönemini geçirmiştim. Şimdi cola içiyor ve cips yiyorum. Doğru dürüst kahvaltı etmiyor, düzenli meyve tüketmiyorum. Üçüncü trimester'a girdiğim şu günlerde artık dikkat etmeliyim diye düşünüyorum. Son üç ayımda dikkat edeyim bari.

20 Ocak 2012 Cuma

Defneli Hâller...

Yaklaşık iki haftadır Defne'yi yanımızda yatırmamaya sürekli yatağında uyutmaya çalışıyoruz. Zorlu bir süreç! Umarım birkaç hafta içinde gece hiç uyanmadan uyumayı becerir.
Salı günü Kentpark'taki havuzda kaplumbağaları görünce heyecandan ağzındaki memeyi düşürmüş ya da kendi fırlatmış bilemiyorum; Bülo "Elo, baksana" dediğinde allah dedim gitti meme! Almaya yeltenince önce su çok pis olduğu için yıkasam da içime sinmeyecekti, o yüzden alma sakın dedim. Sonra aklıma bir hikaye uydurmak geldi. "Aaaa, Defneee, bebek kaplumbağaya memesini verdi, onun yokmuş memesi" şeklinde bir uydurmayla memesiz hayata başlamaya karar verdim. Akşam ve öğle uykuları sorunlu olur sandım ama çok şükür bir sıkıntı olmadı. Yaklaşık 3 gündür de memesiz takılıyoruz. Çok şükür! Yoksa ilkokula başladığında da emmeye devam ederdi! Tabii ben her gün 50 kere "Meme neeede?" sorularına aynı cevabı vermekten usandım. Bakalım bu da ne kadar sürecek?
Defneciğin hayatında büyük değişmeler var. Ara ara da tuvalete oturtuyorum ama o işin eğlencesinde. Zaten çiş deyince gidiyoruz; henüz kakada direniyoruz. Tabii çişimizi de yapmışlığımız yok!
Haydi hayırlısı!
Kötü değişiklik sürekli "çukumammaaa" diyerek çikolata istemekte diretmesi. Bazen hiç takmıyorum; ağlıyor sonra da dikkatini başka şeye veriyor.
Onunla birlikte ben de kendimi değiştirmeye çalışıyorum. Her ağladığında artık pas vermiyorum. Altını deli gibi doldurup evi kokuttuğunda benden kaçarak evin içinde azgın azgın koşturduğunda önceleri kendime hakim olamıyordum; şimdi sakinleşmesini bekliyor sonra altına bakıyorum.
Tabii her şey tuvalet eğitimi, beslenmesi, uyku düzeniyle bitmiyor; her şeyi kaydettiği bir dönemde olduğu için hem ona karşı olan tavırlarımız hem de birbirimizle ilişkimizde çok dikkatli olmamız gerekiyor. Hele de bu iki yaş sendromunu yaşadığımız sinir bozucu süreçte normalden çok daha sabırlı, dayanıklı olmak gerekiyor. Ben Defne'nin bu süreci çok uzun yaşamayacağını düşünüyorum. Tabii bu sadece onun uyumlu, söz dinleyen bir yapıya sahip olmasıyla değil bizim yaklaşımımızla da ilgili bence. Anne baba olmak gerçekten çok zorlu bir uğraş! Hepimize kolay gelsin.

31 Aralık 2011 Cumartesi

yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun!

Bir yılı daha geride bırakarak yeni, umut dolu bir yıla girecek olmanın heyecanı var üzerimde. Yeni yılda minik Ali'yi kucağımıza almayı bekliyorum, Defneciğimin altındaki bezi atıp "çişimiz tuvaleteee, kakamız tuvaleteeee, artık kimse yapmiiiicak altındaki bezeee" şarkısı eşliğinde tuvalete yapmasını bekliyorum, çok mutlu olacağım ve uzun soluklu olacak bir çalışma ortamı istiyorum, sevdiklerimle huzurlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum.

21 Aralık 2011 Çarşamba

BAKICI SORUNU

Bakıcımız Defne ona yaklaşmıyor, alışamayacak diye 11 gün sonra ayrıldı. Şimdi yeni bakıcılarla görüşeceğiz. Umarım güvenilir, sevgi dolu ve işini benimseyerek iyi yapacak birini bulabiliriz. Yatılı bakıcı fikri önceleri rahatsız edici geliyordu ama her ne kadar kısa sürede karar verip ayrılsa da İrina'dan biz hiç rahatsız olmamıştık. Ve evin her türlü işiyle ilgilenen birinin evde olması öyle süper bir şey ki anlatamam. Elin kolun olacak diyenler haklıymış. Eğer becerebiliyorsa jilet gibi ütülerin yapılması, hiç talimat almadan yerleri hakkıyla süpürüp silmesi, mutfak dolaplarını bile es geçmemesi, yemek sonrası mutfağı ve ocağı vs. temizlemesi, çamaşır ve bulaşık makinesini sektirmeden boşaltması falan feşmekan... Güzeldi! :)
Başlayacak olan bakıcıya öncelikle sadece evle ilgilenmesini Defne'ye ait bakımı bana bırakmasını söylemeyi düşünüyorum. Çünkü Defnecik sanırım annem artık benimle olmayacak gibi düşüncelere kapılıyor veya henüz alışamadığı birinin altını değiştirmesi, yemeğini yedirmesi ve uyutmasını kabullenemiyor. O yüzden sadece ev işleri, hava ılıman olursa parka gitme ve evde çılgınlar gibi oyun oynama gibi işleri üstlenmesi sanırım daha doğru olacak. Defne'nin coxsaky virüsün neden olduğu el, ayak ve ağız hastalığı olarak bilinen hastalığa İrina'nın ilk gününde yakalanması benden uzak olmasına neden oldu. İki gün odadan hiç çıkmadım, altını değiştirmemem gerekti vs. Bu sırada minnoş bana daha fazla düştü tabii. E bi de evde tanımadık bir insanın varlığı onu iyice gerdi. Bu nedenle yeni bakıcıya düşecek görevleri biraz daha Defne'nin bakımı dışında işler olarak belirleyeceğim.

Gönlümdeki bakıcı şöyle:

* Elbette dürüst, güvenilir olmalı.
* İşini benimsemeli.
* Ev işlerini de ihmal etmemeli.
* Defne'yle vakit geçirirken keyif alabilmeli.
* Kendi temizliğine de dikkat etmeli.
* Anaokulu öğretmenliği ya da sınıf öğretmenliği deneyimi olmalı.
* Güler yüzlü ve iyi niyetli olmalı.
* İnsanlarla iletişimi iyi olmalı.
* Öğrenmeye açık olmalı.
* Enerjik bir yapıya sahip olmalı.
* Acıma duygusuna sahip olmalı.
* Söylemeye bile gerek tabii ki sigara içmemeli. (Peki bunu neden ekledim çünkü çocuk bakıcısı sıfatıyla ortada dolaşan bazı insanlar sigara içiyor ne yazık ki!)
* Anlaşabileceğimiz ölçüde Türkçeye hakim olmalı.
* Özenli, dikkatli ve ölçülü olmalı.
* Uyanık olmalı.
* Sabırlı ve telaşssız olmalı. (Bende olmayan yani! :))

Belki çok daha önemli noktalar vardır ama ilk aklıma gelen önemliler bunlar!

20 Aralık 2011 Salı

Bebeye isim!

5. ayımızdayken herkes isim düşündünüz mü diye merakla sorup duruyor. Şimdiye kadar çok beğendiğim bir isim olmadı. Benim beğendiğimi Bülent beğenmiyor, onun beğendiğini de ben istemiyorum. 4 ay kalmışken karar vermek gerek! Benim düşündüğüm isimlerden biri Güneş, diğeri Meriç. Her ikisini de unisex diye istemiyor Bülent ama bence çok güzel isimler! Tabii aklımızdaki ilk isim Ali'ydi. Karar veremezsek sanırım Ali olacak. Önerilerinizi bekliyorum. :)

19 Aralık 2011 Pazartesi

Kuzucuğum!

Oy, ben minnoşuma mantı için sos hazırlarken o, salonda yerde uyuyuvermiş! Benim tatlı kuzucuğum!

4 Aralık 2011 Pazar

COXSAKY VİRÜS! :(

Perşembe günü nihayet İrina geldi. Defne o gün onun kucağında, omzunda, göğsünde çok rahattı, hatta onun omzunda uyudu. Akşamüstü uykusundan sonra biraz ateşi vardı. Ben diş çıkarıyor sandım. Hep İrina'nın koynundaydı. Sonra ellerini ve ayaklarını kaşımaya başladı. Ağzını gösterip duruyordu, ben köpek dişlerini çıkarırken ateş ve huzursuzluk olur ve ateşle birlikte döküntü de olur diye üzerinde durmadım. Ateş düşürücü ve kaşıntı giderici fenistil jel ve atarax şurupla rahatlatırım sandım. Perşembe gecesini hatırlamıyorum. Cuma akşamı hiç uyuyamadık. Akşam çok ağladığı için asabı bozuldu çocuğun. O yüzden babacığı gece uyanınca bizim odada oynamasına, şarkı söylemesine karışmayalım dedi. Sonra uyumaya yeltenince kaşıntılardan uyuyamadı. Bütün gece kaşındı, kaşıdık, sıkıntılı bir gece geçirdik. Gün içinde dip dibeydim onunla, nereden bileyim diş çıkarıyor sandım. Bardağımdan su içirdim, ağzından çıkardığı lokmayı yedim. Gece kendi kendine o tatlı dudaklarıyla beni 5-6 kere peş peşe öptü. :) Oy minnoşum benim! Sabah uyanınca Güzin halasına götürdük. O da hastaneden enfeksiyonda çalışan bir arkadaşına durumu açıkladı, o da hemen tanıyı koydu: Coxsaky virüs!
Şu aralar beta ile birlikte en çok vaka bu olmuş. Ellerde ve ayaklarda özellikle sivilceye benzeyen içi su dolu kabarcıklar oluşurmuş. Ağızda da yaralar oluşurmuş; bu nedenle çocukta iştahsızlık olurmuş doğal olarak. Biz de yine dişten yemiyor sanmıştık. O yüzden çocuğu diş çıkaran anne babalar çok dikkatli olsun. Eğer el, ayak ve ağızda sivilceye benzer kırmızı küçük kabartılar olursa ve çocuğunuz iştahsızsa, ateş ve huzursuzluk varsa hemen doktora götürün. Ateşten mütevellit bir döküntü olmayabilir. Zira bizimkisi öyle oldu. El, ayak ve ağız hastalığı olarak da geçiyor literatürde. Nereden bulaştığına gelince; Defne'ye hamileyken gittiğim yogadan arkadaşların çocuklarıyla geçen hafta cumartesi oyun alanındaydı; sanırım oradakilerden biri taşıyıcıydı ve ondan kaptı. Bilemiyorum. Başka bir yere gitmedik, başkalarıyla bir araya gelmedik. Siz siz olun hamileyken diğer çocuğunuzu kalabalık hele de oyun alanlarına, çocuklu yerlere götürmemeye bakın. Solunum yoluyla bulaştığı için benim onunla aynı ortamda bulunmamam, maske takmam gerekiyormuş. Aksi takdirde hamilelikte bebeğe geçip bebeğin kalbinde hasara sebep olabiliyormuş. Bu yüzden biraz endişeliyim. Burcu hanım 17 haftayı tamamladığım ve bebeğin organları geliştiği için çok korkmamam gerektiğini söyledi ama yine de rahat olamıyorum. Dün bütün gün odadan çıkmadım. Bülocum da Defne'yle uğraştı durdu, canım benim! İrina'ya gitmiyor; umarım sadece hastalıktan dolayıdır. Ben de odada iphonela çektiğim videolarını izledim izledim ağladım. Ne zor şey insanın çocuğundan ayrı kalması; burun sızlaması ne demekmiş insan öğreniyor gerçekten de! Ona sarılmayı, onu öpmeyi o kadar çok istiyorum ki... Bütün zamanımı onunla geçirdiğim için bunaldığım zamanlar çok oluyordu. Ama şimdi onu parka götüreyim, onunla resim yapalım, oynayalım, hep sarılayım hep öpeyim istiyorum. Allah kimseyi çocuğundan ayırmasın!

29 Kasım 2011 Salı

17. hafta

Bugün itibariyle 17 haftalık oldu bebeğimiz. Yani 17 haftayı geride bırakıp 18. haftaya girmiş oldum. Cinsiyeti erkekmiş. Kilom 57-58 arasında. Mide bulantıları, istifrağlar, öğürmeler, bir şey yiyememeler geride kaldı çok şükür. Bu yıl birlikte hamile olduğum arkadaşlarım Arı'dan Şule, ortaokul ve liseden yakın arkadaşım Ebru Söğütlü, Ömrüncegül. Onlarınki kız.

Sinirsel olarak bazen başarısız olduğumu düşünüyorum, sabır ve dayanma konusunda da oldukça başarısızım. Zaman zaman Defne gerçekten sinirlerimi hoplatacak şeyler yapıyor; bazen de çok kızılmayacak şeylere köpürüyorum ve bebeğe de zarar vereceğim diye korkuyorum o yüzden kendimi tutmaya, bazı şeyleri önemsememeye, görmemeye çalışıyorum. Ama çok zor oluyor, normalde de sabır ve hoşgörü konusunda çok iyi olmayan ben şimdi hormonlardan mıdır bilmem daha da sıkıntılıyım.

Ama beni yorduğu kadar da çok tatlı.
Bakıııın nasıl da güzel kalem tutuyor! Tontiş seni!

Cumartesi günü de yogadan tüm bebekler bir araya geldi; uzun zaman sonra hep birlikteydik. Yine biz anneler doğru dürüst sohbet edemedik!

18 Kasım 2011 Cuma

"Kayaaa" :)))

Burada "kaya"sına "eee eeeee" yapıp uyutuyor! :))

Mini minnoş Defnecik Calliou'ya "Kaya" diyooorr! Çok şeker ama yaaa! Zaten benim kızım bir "Pepee"ci. Calliou gibi mıyık değil; Pepee gibi cengaver! :))

15 Kasım 2011 Salı

Kasım 2011 itibariyle...

Eylülden beri yazmadığım için şimdi nereden başlayayım bilemiyorum. Aklımdakileri hızlıca dökeyim bari! Son zamanlarda Defne'ye karşı biraz asabi davranıyor olmaktan dolayı çok mutlu değilim ama elimde değil çok sabırlı olamıyorum ve o da inatçı ve cadı olunca işler daha da zorlaşıyor. mide bulantılarım çok şükür 12. haftadan beri yok sadece çok kötü kokularda (yemek kokuları) öğürme oluyor; o da çok kasıyor beni. buna da şükür. karnım iyice belirginleşti. ikinci hamileliklerde karın daha çabuk belirirmiş, ben defne'ye hamileyken 5. ayda anca bu kadardı karnım, belki yoktu bile.
Bugün Defneciğim 19. ayını doldurup 20. ayına girdi. Bıcırık bir kız oldu. Ve bence 2 yaş sendromuna biraz erken girdi. Her şeyi kendisi yapmak istiyor, yemek yemek, su içmek vs. Bu çok güzel tabii ama yemek yemeyip sadece etrafı batırmasına kızıyoruz haliyle çünkü sonrasında hiçbir şey yememiş oluyor, pisliği de dert etmiyorum artık o kadar. Saldım zaten, yere dökülmüş, koltuklara sürülmüş çok takmıyorum.
İkinci hamilelikte insan gerçekten daha az heyecanlı oluyor. Umarım bebek gelince de aynı heyecansızlık olmaz! Henüz cinsiyet belli değil. Defne'de Dr. Sibel 11. haftada kız olduğunu söylemişti. Ama şimdi ya bebeğin pozisyonu uygun değil ya da Dr. Burcu, Dr. Sibel kadar uzman değil bu konuda. Bu yüzden bebeğe ad bulamadık henüz. Gerçi bana kız gibi geliyor. Pelin kızı olursa "Ece" koyacağını söyleyince hemen atladım. Bakalım! :) Erkek olursa da ta hamilelikten önce "Ali" olabilir demiştik bakalım değiştirecek miyiz fikrimizi!

15 Eylül 2011 Perşembe

6 hafta 2 günlük!

Evet yine yeniden bir bebek yolda ...
Mide bulantıları da cabası! Umarım gün geçtikçe azalır. Çünkü bir şey yemek içmek de zor geliyor. Tatlı şeyleri daha rahat yiyip içebiliyorum zaman zaman ama yine de temkinli oluyorum.
Defneciğimle de ilgilenmek bazen çok zor geliyor. Umarım en kısa zamanda güvenilir bir bakıcı bulabiliriz.
E, ne diyelim, Allah bana kolaylık versin!

4 Eylül 2011 Pazar

Yazlık dönüşü minnoş ateşlendi! :(

Eylülün 3'ünde döndük, minnoş kızım yolda hiç üzmedi bizi. Ben onu eylemek, oyalamak için epey efor sarf ettim ama yine de akıllı usluydu Defneciğim. Yazlıkta ilk iki gece yerini yadırgadığı için uzun uzun ağlama nöbetlerinden sonra yorgunluktan bitap halde uyuyakaldı. 3. günden itibaren 10-11 gibi uyudu mışıl mışıl. Gece de bir iki mızırdanma dışında uyanmadan sabah 9-9.30'a kadar uyudu. Deniz maceramız harikaydı. Sanki yıllardır denizdeymiş gibi çok hoşlandı. Belki ilk gün buz gibi sudan hoşlanmaz sandım ama ilk gün bile keyifle güle oynaya sudaydık; ben bile soğuktan yüzemedim. Maşallah benim minnoşuma! Kumda üzerinde bikinileriyle çiklet gibi duran Defneciğim kovasıyla sanki büyük çocuklar gibi güzel güzel oynadı. Dili de iyice çözüldü Defneciğimin. Arkidişlaaa diye seslendi ortalığa! :))) Karşı komşunun köpeğini pat pat sevdi, ellerini çırparak (sanırım Zeynep öyle yapınca belleğe aldı o da! :) "mİyaaa, miiyaa" diye seslendi. Oyyy minik,, tatlı bıcırığım benim! Yazlıktaki tanıdıklar her gün aksatmadan "Defne saat kaç?, kaç yaşındasın" diye sordu; minnoşum da usanmadan kolunu uzattı, işaret parmağını uzatarak bir yaptı! :))
Eve döndükten bir gün sonra sabah ateşlendi, boğazındaki beyaz parçalar, kızarıklık onu pek bi yordu. pazartesi gününden çarşamba öğleden sonraya kadar hiçbir oyuncağıyla oynamadan, hiçbir şey konuşmadan, sevgi gösterisi pat pat'ını yapmadan öylece kucağımda durdu minnoşum! Onun cıvıltısı eksik olunca ben de bitkin oldum. şimdi iyi ama göbeğinde kırmızı döküntüler fark ettim. umarım önemli bir şey değildir. :(

11 Ağustos 2011 Perşembe

DİLLİ DÜDÜK DEFNE!

Şaşırdım doğrusu, Blogcu Annenin oğlu yeni anne diyormuş, sanırım Defne'den 3 hafta büyük. Dedikleri gibi erkek bebekler geç konuşuyor, istisnalar hariç tabii.
Peki şimdi gelelim Defne'nin söylediklerine:
Defneciğim 10 aylıktan itibaren anne diyor, baba diyor, yaklaşık 12. aydan itibaren meme, dede, bebe diyor, 1 ay önce Kaan arkadaşına "Kaa" diyor, Ege'ye Ege diyor, korkunca goookuuummm, çiçek koklayınca kokkkyooo, giggiii (gitti), deeel (gel), çıkkkaaa (çıkar), attiiii, hoççakaall (inanması güç ama gerçek:), mamma, aa süte de nenne diyor ama su demiyor, ıh ıhlıyor! Hatta talimat verince "Dedeee del!" dediği bile oldu babama. oyy minik kuzum benim! Dilli düdüğüm!

9 Ağustos 2011 Salı

Defneli hâller ...

Geçen akşam yemekten sonra yoğurt keyfi yaptı minnoş kızım. Her taraf yoğurt oldu tabii. Ben de iki gün sonra sildim! :) Unutmuşum da! kikikiki!

Oy askılı elbiselerle kolları tam ısırmalık. Zaman zaman kendimi tutamıyor, dişlerimi geçiriveriyorum tatlı, bıdık kollarına; gülüyor minnoş!

Bizim minnoş Defne, kakasını yaptıktan hemen sonra "kakka" diyor. Böylece kakamızı altımızda yıllanmadan temizliyoruz. Böyle olunca acaba klozet aparatı alsam mı diyorum. Ama erkenden başlayıp da işi "bok" etmeyeyim! :)P

Haa bu arada, benim tatlı minnoşum, içinde şu anda onun için zor olan sert sessizlerin bulunduğu "hoşça kal" sözünü acayip tatlı ve de güzel söylüyor. hoççakaal!

29 Temmuz 2011 Cuma

Defne alışverişte!


Benim bıdık kızım kendini kaybediyor mağazalarda!

Defnecik yeni evinde!



Geç oldu ama yeni evimizdeyiz! :) İki hafta oldu taşınalı. Defneciğim de hiç yadırgamadı yeni evimizi! Uykusu bile daha bir düzene girdi şükür! 15,5 aylık Defnecik çok tatlı oldu. Defnece konuşuyor, talimatları alıyor, poposunu sağa sola attırarak dans ediyor; çıngırağını bile sallayınca popoyu sallıyor! :)) Annesi gibi ufluyor o dolgun dudaklarıyla! bir ara kahvaltı yapmıyordu ama şimdi yine eski formunda: iki siyah zeytin, bir yumurta (hemen hemen tamamına yakını), tereyağlı-ballı minik ekmekler ve sabah uykusundan önce 150 ml civarında ılık süt. sanırım yeterli ama peynir yemiyor. Bazen sütlü bisküvi ezmesinin içine labne peyniri katıyorum ya da balı labneyle veriyorum. ha bu arada süzme yoğurda bayıldı! :)) Zaten kek, börek türü şeyleri çok seviyor. Geceleri bazen bir kere uyanıyor, bazen iki kere falan. saniyelik emip uyuyor. Neydi o her saat başı kalkmalar! Çok şükür düzene girdi umarım sabaha kadar uyanmadan uyuduğu günleri de görürüz.
Geçen pazar annemler geldiğinde babama pek bir yanaştı. Çok az görmesine rağmen babamın yanına gidip bacağına kafasını yasladı. Bir ara babam balkondayken "Hadi git dedeye gel de" dedik, gitti pıtır pıtır balkona ve "dedeeee gel" dedi. inanılmaz tatlı ve de bıdık benim kızım.
Gokkoo! (Defnece: Yok, bitti!)
Sonradan hatırlayayım diye neler yapıyor diye yazayım dedim ama aklıma her şey gelmiyor şimdi acele yazarken. Bebeği olanlara söylemek adına da yazıyorum hangi ayda neler yaptı diye. İnsan hemen unutuveriyormuş. Aaa unuttum emziğe fena takığız!
Osilerde közlenmiş mısırı kemirmeye çalışırken...

3 Temmuz 2011 Pazar

HAYDUT DEFNE!

Birkaç gecedir Defnecikte inanılmaz bir enerji hasıl oldu. Koltukların tepesinden inmiyor, ciddi ciddi kızıyorum, bana mısın demiyor; hatta daha da fenası sevimli sevimli gülüp yine yapacağını yapıyor hem de gözümün içine bakarak! Ne yapacağımı bilmiyorum; her şeyi anlıyor ama her şeyi. Niye koltuklara çıkma, düşersin dediğimde anlamazdan geliyor; ben de bunu anlamıyorum işte! Bu akşam olacağı oldu, sürekli üzerindeki gözüm bir anlık kaydığında sen, Allahtan alçak olan koltuktan yere düş! Çok korktuğu ağlamasından belliydi, umarım bir daha yapmaz. O fark etmedi ama üst sağ dişi kanadı biraz, ben de çok korktum umarım dişi sağlam çıkar! Minnoşa emziğini verince sakinleşti, tatlı sesler çıkardı yine, sonra da "neeennni neeenni!" diyerek emme isteğini paylaştı benimle. Ben de onu kıramadım tabii!
Şimdi söyler misiniz bana, ben nasıl "hayır"ı öğreteceğim bu mini minnoşa? Bir daha koltuklara çıkıp tepinir mi dersiniz?

Ha bir de dün Melocuğumun koca yanak kızı Duru'nun alnını karışladı Defnecik! :)) Çok seviyor bebekleri benim minnoşum ama! :))