Lilypie First Birthday Şeritler

12 Nisan 2010 Pazartesi

Doğum tarihi beklentileri!!!

Herkes doğum tarihiyle ilgili bir şeyler söylüyor. Meloş, kendi ameliyatıyla aynı zamana denk gelmesin diye birkaç hafta önce "İnşallah gününden önce doğurmazsın." derken şimdi ertelenen ameliyat tarihi nedeniyle "İnşallah bu hafta doğurursun." diyor. Hemşürem (:o)) önümüzdeki hafta doğurma günümüz var, pazar da doğurma benim kendi günüm var, diyip duruyor. Valla ben de ne yapacağımı şaşırdım gerçi Defnecik ne zaman isterse o zaman gelecek, kimseyi dinlemeden. Tabii ki herkes o anı benimle paylaşmak istiyor ama bakalım umarım hayırlısı olur. Kızımızın paşa gönlü bilir artık! :)P

9 Nisan 2010 Cuma

38. haftaya geldiğimizde...

Heyecan biraz daha arttı diyebilirim. Dün niye yaptım bilmiyorum, baştan beri hiç izlemeyeceğim dediğim normal doğum videosu izledim aslında izlemeye çalıştım ve yarım bıraktım, bebeğin başını bile göremeden ay uy diyerek kapattım. Keşke izlemeseydiiimmm! Neyse düşünmemeye çalışmalıyım. Vakit yaklaştıkça normal doğumda başarılı olup olmayacağım dayanıp dayanamayacağım konusunda kendimden şüphe etmeye başladım galiba. Gerçi çevremdekiler sen rahat doğum yapacaksın diyorlar. Çok şükür ki şimdiye kadar sıkıntı yaşamadım gayet rahat ve de huzurlu bir hamilelik sürdürüyorum ama ne biliiim işte. Kafa karışıklığı normal mi ki bilemiyorum! İlerleyen günlerde herhangi bir değişiklik olursa yine aktarmaya çalışiciiimm!

not: 39 .haftada yani bu yazıdan bir hafta sonra doğurdum. :)

7 Nisan 2010 Çarşamba

37. haftada neler oluyor?

Bu haftada bebekler artık miadını doldurmuş ve her an dünyaya gelmeye hazır durumdaymış. Kilo alımları biraz yavaşlarmış. Hareketleri daha da belirgin ve de sürekli oluyor. Bir bakıyorum karnımın hem sağ hem sol yanında koca tümsekler oluşturuyor. Müzik dinlerken sanki ritim tutuyor. :) Ama tüm bunların dışında ben 37. haftada önceki haftaya göre çok büyük değişiklikler hissetmiyorum; sadece yürüyüşüm biraz daha hantallaştı, azıcık iş ya da yürüyüşte bile çok çabuk yoruluyor, nefes nefese kalıyorum. Ama yine de iş yapmaktan geri kalmıyorum. Bugün sözlü mülakata girdim, fena değildi, ama çok fazla soru sordular. Genel anlamda eğitime bakış açımı ve ilişkilerimi değerlendirmeye yönelik gibiydi sorular. Bakalım uygun görürlerse sınıf içi ders anlatımına çağıracaklar. Haydi hayırlısı...

Biliyorum pek çok kişi 37. haftamda kilo almamış olmamı hayretle karşılayacak! Ama aslında almadım değil 67-68 kilo civarındayım; yaklaşık 12-13 kilo almışım işte. Normali de bu değil mi yahu!

5 Nisan 2010 Pazartesi

DEFNECİĞİN ODASI MODASI!


Cumartesi pazar alışveriş için dolaşmaktan ayacıklarıma kara sular indi. Bebek alışverişi yaparken de insan farkına varamıyor zamanın. Biraz fazla dolaşmışız; sağ ayağım iki gündür pek ağrıdı ezilmiş gibi. Umarım bu hareketlilik ve geç uyuma durumlarım bebeğe de geçmemiştir. Çünkü son iki ayda annenin uyku durumları, hareketliliği bebeğe de etki ediyormuş. Eğer anne geç yatıyorsa çocuk da büyük olasılıkla uyumayan ya da geç uyuyan bir bebek oluyormuş, çok hareketliyse bebek de hareketli oluyormuş. Tabii bu tıbbi olarak açıklanan bir bulgu değil doktorların deneyimlerinden yola çıkarak ortaya attıkları bir tespitmiş sadece. 3 hafta kadar az bir zaman kaldı ama ben yine de bugünden başlayarak erken yatayım bari. Hareketimi kısıtlayacağımı sanmıyorum çünkü sürekli bir şeyler yıkıyor, ütülüyor, bir yerlere kaldırıyorum sonra onları. Herkes "İş yapma, niye yoruyorsun kendini, biz yapalım." diyor ama tatlı yorgunluklar bunlar. Tüm bu işlerden, alışveriş, yıka, ütüle, kaldır, onu kur bunu yapıştırdan söz etmişken Defneciğimizin odasına modasına geçeyim.

İşte Defneciğin yıkanmış yatak örtüsü takımı!
İşte bu da cumartesi tüm günün yorgunluğuna rağmen Defneciğin babacığının inat ederek ve de benim yardımlarımla tamamladığı park-yatağı!










Defneciğin ana kucağı! Oy minicik!

















Defneciğin daha şimdiden hurç hurç giysileri...
Hepücüğü yıkanmış, tertemiz kızımızı bekliyor!








Veee ... Çıkartmalarıyla süslediğimiz odasıııı...



































































Daha şimdiden o kadar çok ayakkabısı var ki ileride "Giyecek hiç ayakkabım yok!" demez heralde! Gerçi ileriye dönük bağlantı pek olmadı biliyorum ama olsun!












Çıkartmalarla duvarları harika oldu!



































Perdeyi çok iyi çekemesem de bir perdesi var kızımızın canııımm!

















Defneciğin kaynatılmayı bekleyen biberonu, yalancı emziği, ilaç kaşığı ve şırıngası, burun aspiratörü vs.





İşte böyle ...

2 Nisan 2010 Cuma

YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksıin ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yani ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,

yani, beyaz masadan,

bir daha kalkmamak ihtimali de var.

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz

en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.

Daha orda ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,

yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla

yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım Hikmet

Şubat 1948

Andersen'den Masallar...

Doğumunun 205. yılında Hans Christian Andersen'e tüm çocuklar adına selam olsun! Onun masallarıyla büyüdük hepimiz. Belki de bizim dünyamız eskiden onun sayesinde mi daha saf, masum ve hassastı? Kimbilir! Şimdi de çocuklarına okutan büyükler vardır tabii de çocukların yaklaşımı muallak. Yeğenime benim için çok değerli olan "Küçük Prens"i almıştım bayıla bayıla okur diye yok beğenmedi sıkılmış! Gerçekten de çok şey kaçırdığını düşünüyorum.

Belki ben çok kitap okuyan bir çocuk değildim ama kızıma kitap okuma alışkanlığını daha doğrusu zevkini kazandırmayı çok istiyorum. Mustafa dedesi gibi o da çok okusun, kitaplığındaki kitapları numaralandırarak korusun istiyorum. :)


ÜÇ ZIPZIPIN ÖYKÜSÜ

Çekirge, pire ve uçan kaz bir gün saraya davet edilmişler. Kral üçünün arasında bir yarış düzenleyecek ve en yükseğe sıçrayana büyük bir ödül verecekmiş. Sonunda ödülü açıklamış. Yarışı kazanana kızımı vereceğim, demiş. Yarışmaya önce pire, çekirge sonra da uçan kaz tek tek zıplayarak yarışmışlar. Bunların her biri kendini diğerlerinden üstün görüyormuş. İlk yarışan pire çok yüksek zıplayınca görünmemiş ve onu almamış olarak kabul etmişler. Çekirge de pirenin yarısı kadar zıplamış ancak kralın üstüne konduğu için kral ona çok kızmış. Sıra uçan kaza gelmiş, kaz nazikçe prensesin yanına kadar sıçramış; kral bu nazikçe sıçrayışı görünce kararını açıklamış. “En yükseğe sıçrayan kızıma doğru sıçrayandır.” demiş ve prensesi uçan kaza layık görmüş. Olayı duyan pire ile çekirge yaptıkları hatayı anlayıp çok üzülmüşler.