Lilypie First Birthday Şeritler

23 Nisan 2010 Cuma

DEFNELİ HÂLLER

Evlenmeden önce de bebekleri çok severdim, evlendikten sonra da çok geciktirmeden bebek sahibi olmayı istiyordum. Sevgili kocacım o zamanlar pek de istekli görünmüyordu, sonra da beni kıramadı sanırım! :) Şimdi keşke daha önceden bebek sahibi olsaydık diyor ve Defne'ye benden bile çok daha iyi bakıyor, onun üzerine titriyor. Titrenmeyecek gibi değil ki! Öyle savunmasız, ilgiye muhtaç ki!

İlgiye gereksinimi olduğunu kedi gibi miyavlarcasına bir ses çıkararak belli ediyor bize. Eğer karnı çok acıkmışsa ve kimse onu henüz takmamışsa avazı çıktığı kadar bağırıyor kerata! Akşamları uykuya dalmadan önce sanki etinden et kopartmışız gibi ağlıyor ve bu ağlamalar daha şimdiden kucağa alınınca sona eriyor. Uyku zamanları yavaş yavaş düzene girecek gibi görünüyor. Yani öyle umuyoruz. Dün gece biraz fazla ağladığından mıdır nedir bugünkü ağlamalarında sesi kısılmış gibiydi fındık kızımın. ooooyyyy! kıyamam ona ben yaa!

Defneciğin gözleri babasına benzeyecek heralde küçücük göz çevresi içinde iri iri gözleri var. Burnu da tokmak gibi! :)) ooyyy! Delikleri de küçücük! Ama o minnacık delikleri öyle büyük sümükler dolduruyor ki şaşıyorum.
Dudaklarına genelde her gören bayılıyor. Defne Jolie diyen hayranları çok. Çenesi de küçücük, Özlem teyzesininkine benziyor. Kulakları da pek beğeniliyor. Şaşıyorum doğrusu. Hani ben her yerini beğeniyorum ama başkalarının bu ayrıntıları fark etmesi ilginç geliyor. Ha bir de upuzuuun parmakları da takdire şayan doğrusu! Kızım piyanist olacak, gerçi babası cerrah olacak bu parmaklarla benim kızım diyor ama bakalım ikisi birden de olabilir bence sakıncası yok, ama yıllarca çalışıp da çok kıymeti bilinmeyecek bir mesleği olsun istemiyorum. Ayrıca kızım sadece elleri ile değil ayak parmaklarıyla da piyano çalabilir zira onlar da çook uzun! :)

Şimdi yatayım diyorum çünkü bu akşam büyük bir çocuk gibi 21.30 sularında uyudu; sanırım bir bebek gibi gecenin bir yarısında acıkıp uyanacak. Benim de o saatlerde güç kuvvet bulabilmem için şimdi uyumam icap ediyor.




Annecim!

Defne doğmadan çok kısa bir süre önce Bülent de ben de anne ve babaların çocuklarına "Annecim, annemmm ya da babacım" diye seslenmesinin ne kadar anlamsız olduğunu düşünüyorduk. Niye ki , ne saçma gibi sözler dökülüverdi işte ağzımızdan...

Şimdi Defne'ye seslenirken hep "annecim" diyorum, hâlâ insan neden çocuğuna böyle seslenir bilmiyorum ama oluveriyor işte!


20 Nisan 2010 Salı

DEFNECİĞİMİZİ 15 NİSAN PERŞEMBE GÜNÜ KUCAĞIMIZA ALDIK!

Perşembe gecesi saat 02.50 sularında sancılar kendini hafif hafif hissettirdi. Yerimde duramadım, kalktım gecikmiş ve yarım bıraktığım bir iş olarak bebişin hastaneye gidecek giysilerinin içlerindeki -ne akla hizmet yerleştirilirse- talimatname kâğıtlarını kestim, doğum anındaki nefes egzersizlerini tekrarladım. Bu arada sancıların sıklığı 15 -20 dakikadan 4-5 dakikaya kadar inmişti. Bülent'i uyandırdım ve "Galiba Defne geliyor." dedim tam da emin olmayarak. Saat 18.15'e kadar sancıları tatlı tatlı çektikten sonra Sibel Hanımı aradım, durumu belirttim "Doğum başlamış gibi." dedi. Heyecanlandık, önceden hazırlamış olduğum çantalarımızı ana kucağını kaptığımız gibi yola koyulduk ancak açıklık yeterli olmazsa ya da yalancı doğum sancılarıdır düşüncesiyle belki de geri gönderirler diyorduk içimizden de. Yine de beklenen ana yaklaşmanın verdiği mutlulukla yüzümüzde keyifli bir gülümse de vardı.

Hastaneye gittiğimizde henüz doktorumuz gelmemişti ancak beni hemen hazırladılar doğumhane katındaki odamıza aldılar, NST'ye bağladılar. Fazla ayrıntıya girmeden anlatmaya çalışayım. Evde tatlı tatlı arada bir gelen sancılar giderek hiç de tatlı olmayıp üstüne üstlük sıklığı ve şiddeti de artarak devam etmişti. Yanımda Bülent ve heyecandan evde duramayıp iyi ki gelen Pelin'le ara sıra sohbet ediyor ara ara da sancıları atlatmaya çalışıyordum. İlk birkaç saat fena gitmiyordu ama son saatlerde özellikle sancılar dayanılacak gibi değildi. Şiddet ve sıklık değerleri düştüğünde bile ben 2 dakikalık dinlemeler bir tarafa nefes alamayacak duruma gelmiş hatta "Ölüyorum galiba, nefesim daralıyor Bülent, dayanamıyorum" dedim. Anestezi uzmanı kaç kez geldi bilmiyorum fikrimde bir değişiklik oldu mu diye; epüdral takılsın mı takılmasın diye yaşadığım kararsızlık ardından genel anesteziyle sezaryen doğumu tercih ettim. Çok hızlı bir geçiş olmuş di mi! :))))
5-6 saat çok şiddetli ve sıklık aralıkları çok kısa doğum sancılarını çektikten sonra böyle bir kararı kolaylıkla vermediğimi de belirtmek isterim. Bülent'in ısrarlarına rağmen ve hatta doktor çok çabuk pes etti düşüncesiyle sonradan tavır almasına rağmen ben gerçekten de dayanabileceğim kadar dayandıktan sonra bu kararı aldım ve ameliyathaneye ağlaya ağlaya gittim.

Veee... 15 Nisan 2010 Perşembe günü saat 13.37'de minik Defnemiz aramıza katıldı. Ağırlığı 3320 , boyu 50 cm'lik kızımız pek tatlı , pek miniş.

Şimdilik bu kadar yazıyorum çünkü yoruldum, sırtım ağrıdı. Daha sonra yazmaya devam edeceğim.

Bu arada doğumdan sonra odaya geldiğimde doğum sancısı çeken iki ayrı kadının bağırtılarının benimle aynı tonda, aynı şiddette ve tarzda olması çok ilginç geldi bana. Bende de onlarda da yorgunluk, bitkinlik ve sancılar nedeniyle bağırmadan ziyade inleme ve hu çekenlerin çıkardığı gibi bağırtılardı bunlar.


14 Nisan 2010 Çarşamba

Banu'ya Çanta Önerisi

Banucum çantanın markası Lassig. Alt açma bezi (bu kumaştan ama alt zeminde bir yerlerde kullanmak için ideal, her yere büyükçe bir şey taşımamak için uygun.); biberon koymak için özel malzemeden yapılmış silindir koruyucu, fermuarlı minik bir çanta, bebek arabasına monte etmek için aparatları da içinde mevcut.) Tabii mor olması benim için ayrıca güzel! :) İnternetten de baktım bu isimde bir marka var. Umarım mağazada istediğin renk ve desende bulabilirsin. :)


12 Nisan 2010 Pazartesi

Doğum tarihi beklentileri!!!

Herkes doğum tarihiyle ilgili bir şeyler söylüyor. Meloş, kendi ameliyatıyla aynı zamana denk gelmesin diye birkaç hafta önce "İnşallah gününden önce doğurmazsın." derken şimdi ertelenen ameliyat tarihi nedeniyle "İnşallah bu hafta doğurursun." diyor. Hemşürem (:o)) önümüzdeki hafta doğurma günümüz var, pazar da doğurma benim kendi günüm var, diyip duruyor. Valla ben de ne yapacağımı şaşırdım gerçi Defnecik ne zaman isterse o zaman gelecek, kimseyi dinlemeden. Tabii ki herkes o anı benimle paylaşmak istiyor ama bakalım umarım hayırlısı olur. Kızımızın paşa gönlü bilir artık! :)P

9 Nisan 2010 Cuma

38. haftaya geldiğimizde...

Heyecan biraz daha arttı diyebilirim. Dün niye yaptım bilmiyorum, baştan beri hiç izlemeyeceğim dediğim normal doğum videosu izledim aslında izlemeye çalıştım ve yarım bıraktım, bebeğin başını bile göremeden ay uy diyerek kapattım. Keşke izlemeseydiiimmm! Neyse düşünmemeye çalışmalıyım. Vakit yaklaştıkça normal doğumda başarılı olup olmayacağım dayanıp dayanamayacağım konusunda kendimden şüphe etmeye başladım galiba. Gerçi çevremdekiler sen rahat doğum yapacaksın diyorlar. Çok şükür ki şimdiye kadar sıkıntı yaşamadım gayet rahat ve de huzurlu bir hamilelik sürdürüyorum ama ne biliiim işte. Kafa karışıklığı normal mi ki bilemiyorum! İlerleyen günlerde herhangi bir değişiklik olursa yine aktarmaya çalışiciiimm!

not: 39 .haftada yani bu yazıdan bir hafta sonra doğurdum. :)