11 Kasım 2010 Perşembe

AAAH, MAZİ!

Canım Çakılcım zamane çocuklarından dem vurmuş yazısında http://cakiltasi.blogspot.com/2010/11/coluk-cocuk.html. Ben de kendi kendimi sobeledim işte. Bizde zamanında zamane çocukları, gençleri idik. Şimdi ihtiyarlar gibi konuştum ama öyle. Yeni nesil her şeye internet yoluyla kolayca ulaşabiliyor, hayatları boyunca edindikleri arkadaşlara eğer isterlerse internet aracılığıyla ulaşabiliyor diyor yazısında Çakılcım. Ve belki de ellerindeki bu kolaylık onlar için çook sıradan. Bizse Facebook aracılığıyla ilk ve ortaokul arkadaşlarımıza ulaşabilmenin hazzını yaşıyoruz. Bence çocukluğumuzda her şeye sahip olunamayacağını bilerek yetiştirildiğimiz için bize elimizdeki nimetler çok kıymetli geliyor ve onların değerini daha iyi biliyoruz. Evet biz derece derece bile olsa elindekiyle yetinmeyi bilen bireyleriz. Ve bu da çok önemli çünkü azla yetinmeyi de biliyor ve en küçük şeyle bile mutlu olabiliyoruz. Şimdiki çocuklar ve hatta lise, üniversite çağındakiler bile tüm istedikleri yapılsın ama biri olmasın kıyameti koparabiliyor, lanet okuyabiliyor, çevredekilere kan kusturabiliyorlar. Ve her şeye sahip olmanın lüks değil doğal olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden bazıları ebeveynlerinin kendilerinin kulu kölesi olduğunu sanıyor.
Bizse anne babalarımızdan çekinir, onların bir bakışıyla gerekirse hizaya gelirdik. "Yok"un ne demek olduğunu anlardık. İstediğimiz şey alınmıyor diye ortalığı ayağa kaldırmazdık, zaten istemezdik de.
Zamane gençleri ile aramızda sanki çoook uzun yıllar varmışçasına uçurum var. Arı Fen'de çalışırken bir gün, derste okuduğum bir metni yarıda kesip öğrencilerin 4-5 kişilik gruplar hâlinde tamamlamalarını istedim. Bir öğrencim 1970'li yıllardaki hem de ücra bir köyde geçen öyküyü tamamlarken cep telefonundan söz etmiş. Dedim, ne cep telefonu o yıllarda kentlerde bile kamu kuruluşları haricinde telefon hemen hemen yoktu. Çocuk "E insanlar neyle haberleşiyordu?" demez mi? 80'lerde apartmanda ilk zamanlar sadece bizde telefon vardı ve komşular ihtiyaç olduğunda gelir konuşurlar, telefonun altına da bir miktar para bırakırlardı ayıp olmasın diye dediğimde hepsi çok şaşırmıştı. Biz de ilkel devirlerde, yokluk yıllarında yaşamadık ama şimdikinden çok farklıydı her şey. Ama güzeldi de. Sokaklarda üç beş tane araba vardı. Her mahallede harika paskalyaları olan, top top dondurma satılan fırın-pastahaneler olurdu. Ramazan'da pide kuyruğuna girmek bile pek keyifli olurdu. Cola piyasada azdı, çok az içilirdi, belki sadece yılbaşı gibi özel günlerde... Cips, hamburger, ıvır zıvır yoktu. Bizim için abur cubur eti balık kraker, badem krakerdi! :)) Ne günlerdi! 45'lik longplaylerin dinlendiği pikaplar vardı, boğaza mutlaka yapışan leblebi tozu vardı, horoz şeker, Nestle parmak çikolata vardı. Ayağımızda çevirdiğimiz toplar vardı, elde anlamsızca çevirdiğimiz şakşaklar vardı. Aaahhh, daha neler vardı! Eskiyi hatırladıkça iyi kötü her şeyiyle sahipleniyorum, çünkü güzeldi bea!

4 yorum:

cakiltasi dedi ki...

hehe cicikom benim, o zamanın abur cuburlarını senden sormalı:) ben de o leblebi tozu denen şeyi bir kere mi ne yedim. ne fena bir şeydi öyle.

sen de çok güzel özetlemişsin. biz azla yetiniyorduk çünkü onun az olduğunu bilmiyorduk bile. siyah beyaz televizyon zamanı, evlere bağlanan telefonlar. eskiyi görmüş olmak bence bizi çok şanslı yapıyor.

Alo Elo! dedi ki...

evet aslında yazacak daha çoook şey var yazarken geçmişe özlem duyuyorum ve hoşuma gidiyor işte geçmişiş düşünmek o zamanlardan söz etmek. :)

ycurl dedi ki...

Leblebi tozu! Bayilirim. Hatta evde kendimin yapmasina izin verirdi annem. Leblebileri havanda dovup seker karistirirdim :) Yine de bakkaldan alinan farkliydi. Gercekten biz elimizdekinin kiymetini bilirdik. Simdiki cocuklar oyle degil ama onlari yetistirenler de o donemlerden gecmedi mi?

Alo Elo! dedi ki...

evet haklısın. belki de bazıları yokluktan dolayı çocukları her şeye sahip olsun istiyor. ya da yapamadıklarını onlar yapsın istiyor. baleye de gitsin piyano da çalsın yüzmeye de gitsin ona gitsin buna gitsin. bizim yoktu onun olsun falan filan...